“Yeni Bir Siyaset İçin Felsefe”nin İmkânı

0

Badiou’nun 2005 ve 2010 yılları arasında vermiş olduğu konferanslarının kitaplaşmış hâli olan “Yeni Bir Siyaset İçin Felsefe/La relation énigmatique entre philosophie et politique” adlı kitap, üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümü olan “Felsefe ve Siyaset Arasındaki Muammalı İlişki” başlığında felsefenin amacına ve felsefenin  siyaseti nasıl işlevli kılacağı meselesine değinir. Felsefenin felsefî-olmayan alanlara dayandığı görüşünü savunan Badiou, felsefeyi dört parçalı (bilim, sanat, siyaset ve aşk) bir yelpaze olarak görür. Ona göre bunlar, aynı zamanda hayatı ve içtimaî belirlenimleri aşma şansı verir. Felsefe analizini; sonsuz kavramına (bilim), devrimci siyaset biçimlerine, şairlerin şiirlerine (Mallarme, Rimabud, Pessoa), S. Beckett nesirlerine ve psikanaliz bağlamında cinsiyet meselelerine dayandırır. Felsefeyi; düşünmek, hayatın kuvveti, rasyonel dil ve yeni felsefe olarak anlayan Badiou için öldüğü ifade edilen felsefenin geleceği, yeni insanın ve felsefecinin diriliş biçimidir. Felsefenin sonu ile düşüncenin başlangıcı teması bitişiktir. Felsefenin sürekliliği, hayat-ölüm dualitesine konumludur. İki eğilime dayanan felsefenin geleceği kendi geçmişidir ve geçmişi gibi yaratıcı bir tekrarıdır. İlk eğilim, hakikate ve değere ilişkin düşünümsel bilgi olan felsefe iken, felsefeci ise hakikate ve değere ilişkin meseleleri mantıklı tartışan ve aktaran kişidir. İkinci eğilim olarak o, ne teorik ne de pratik bilgi olmayıp özne veya varlığın dönüşümüne dayanır. Rasyonel olsa da matematiğin formlarına ve -fiziğin teknik araçları olmaksızın- dine, siyasete, sanata ve bilime yakındır.

Ona göre -hocası Althusser’e atıfla- bilimsel bilgi veya teorik faaliyetler arasına ekilen nifak tohumu olan felsefenin işlevi; kanaatler arasına nifak tohumu ekmektir. İdealizm-materyalizm çatışmasında olduğu gibi teori alanında verilen siyasî mücadele olan felsefî edim; bilgi-kanaat, doğru-yanlış, iyi-kötü, bilgelik-delilik dualitesinde karar ve ayrım biçimidir. Otoriteden bağımsız (kral-papaz) olan felsefe, hakikat arayıcısı olan bir düzlemdir ve meşruiyetini sadece kendinden alan bir söylemdir. Siyasetin, sanat, bilim ve aşk’ın yeni şeyler ürettiğini düşünen Badiou, siyasetin gece ve zifiri karanlığı mesken tuttuğunu iddia eder. Ona göre felsefeci; gözünü zifiri karanlıkta ufuktaki gün ışığına diken, geceleri Dışarı’yı gözleyen ve şafak söktüğünde neşelenen sadık gözcüdür. Felsefeci gözünün algılayabildiği son pırıltı toplumsalı anlamaya yönelik teşebbüs ve çabaları olan kişidir.

Hâlâ sosyalist-sol düzlemden çok da kop/a/mayan Badiou, siyaset-felsefe arasında bağlantı kurar. Öyle ki “hep beraber komünistiz, komünistsek felsefeciyiz” mottosunu kullanan Badiou’ya göre Felsefe alanında, genelleşmiş komünizme geçmek amaç olmalıdır. Zekâların eşitliği kabulü ve kanaatlerin hakikatin evrenselliğe tabii olması durumunda “Felsefenin siyasetin ne olduğu?” sorusu üzerinde durması söz konusu olabilir. Konuşanın dinî, kültürel ve sosyal konumunu umursamayıp herkese açık olan felsefe, hakikat ile kanaat arasındaki ayrım yapar. Kanaatlerin çoğulluğu ve göreliği karşısına hakikatin birliği ve evrenselliğini koyması gereken felsefede hitap özgürlüğü olduğu gibi gerekli katı bir kaide de vardır. Badiou için adalet, felsefe ve siyasetin ortak kavramıdır. Eğer adalet, kolektif olanın hakikati olarak siyasetin felsefî adı ise, adalet özgürlükten daha önemlidir. Onun için adaleti tesis edici olan komünizm, formel ve gerçek demokrasi birliğidir.

İkinci bölüm olan “Asker Figürü” adlı başlıkta asker, korkutucu ve üretken insan dışı unsurla kendini aşan insanlıkla ilgili bir simgesellikle temsil edilir. Temsil figür; kendi insanlığına, sınırlarını aşarak kavuşan bir şeyin soyut bir durumda ışıltısıyla ortaya çıkmasıdır. Fransız Devrimi’nden Çin Kültür Devrimi’ne kadar devrimlerde askeri, ana figür olarak gören Badiou için 20. yüzyıl, yeni bir dünya ve insan yaratmak amaç olmuştur. Ve bu yıkıcı deneyin sentezi olan “devrim” kelimesi; eski gelenekleri sona erdirme çabası, her şeyi yıkma ve yeni gerçeği sıfırdan inşa etme çabasına dayanan bir kahramanlık türü (asker) yaratmıştır. Ona göre yeni tanrı, asker figüründe olan yeni insanlıktır. G. M. Hopkins ve W. Stevens’in şiirlerinden hareketle çözümlemeler yapan Badiou’ya göre asker; görülen duyumsanan veya dolayımsız simgesel dünyasının bir parçası, savaş ruhunun biçimsel ve görünür karşılığıdır.

Üçüncü bölüm olan “Dışavurumcu Olmayan Bir Diyalektik Siyaset” başlığında 20. yüzyılı, klasik devrimci siyaset dönemi olarak görür. Toplumsal çelişkileri dışa vuran, yoğunlaştıran bu süreç, genel ve temel çelişkileri dışavurduğu için çelişkilidir. Hakikat ve ayrışma siyaset imkanından bahseden Badiou, iktidar ve servet temelli siyasete karşın kolektif arzuyu önceleyen devrimci siyaset önerir. O, “Matematik-Yasa, Matematikçi-Yasa Koyucu” arasında ilişkisi kurduğu siyasi mücadeleyi, doğrudan doğruya yaratıcılık ve çıkarsanabilirlik arasında gerçekleşen bir mücadele olarak görmez böylesi bir mücadele söylemini formel bir görüş olarak görür. Ona göre kaosa karşı siyasî inancı, simgesel kurguyla birleştirmek gerekir. Kurgudan vazgeçmek yerine belli adı olmayan başlangıç olacak bir şeyi keşfettirecek yeni bir kurgu keşfetmeliyiz. Çünkü kurgusuz, büyük bir inanç ve büyük bir siyaset olamaz.

Sonuç olarak Baudio, Batı düşüncesinde olan şeyleri monist (tek unsura) veya trikotomiye (üçleme) dayandırma yaklaşımını terk ederek felsefeyi dörtlü düzleme (bilim, sanat, siyaset ve aşk) ikameden bahsetmiştir. Felsefe; değişime hazır, tamamlanmış süreçler hakkında konuşan, geçmişinin izinde yürüyen, hakikate ve değere ilişkin düşünme, “mantıklı isyan” yerleşik düzeni ters yüz eden, komünizme geçme ideali olan, hitap özgürlüğü, meşruiyetini otoritelerden (kral-papaz) değil kendinden alan düşünümsel bilgidir. Felsefeci ise hakikate ve değere ilişkin meseleleri mantıklı tartışan ve aktaran, gözünü zifiri karanlıkta ufuktaki gün ışığına dikmiş, geceleri Dışarı’yı gözleyen  ve şafak söktüğünde neşelenen sadık gözcüdür.

Felsefenin siyasete eklemlenmesini komünizm üzerinden mümkün gören Badiou için “devrim” ve “asker” belirleyici gerçekliktir. Badiou, hem Batı düşüncesinin “belirlenimci” yapısından hem de komünizmin “proletarya” figüründen etkilenerek kahramanlaştırdığı “asker figürü”ne kurucu ve dönüştürücü rol verir. Bu yaklaşımı “proletarya diktatörlüğünü” andırır. Kolektif arzu’nun neliği ve nasıl meydana geleceğine dair kitabın (konferansın) kısalığından dolayı açılımlarda bulunmuyor. İnsanlığın “yeni bir kurgu” arayışında olması gerektiğini ifade eden Badiou, 20. yüzyılın insanı ve felsefeyi getirdiği çıkmazın nasıl aşılacağı üzerinde düşünür.

Önceki İçerikN’eyleyim
Sonraki İçerikBayram’a Ermek
Ahmet DAĞ
Kırklareli Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi. Türk-İslam Düşüncesi, Batı Felsefesi, modernite-post-modernite, transhümanizm, posthümanizm, yapay zekâ gibi konu ve alanlar üzerinde felsefi çalışmalar yapmaktadır. Son dönem çalışmalarını hümanizm, transhümanizm, posthümanizm gibi felsefi akımları üzerinde yoğunlaştırmaktadır. “Ölümcül Şiddet: Baudrillard’ın Düşüncesi”, “Çağdaş İngiliz Yahudi Medeniyetinin Oluşumunda David Hume” ve “Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü” adlı kitapları yayımlanmıştır. Ayrıca yayımlanmış kitap bölümlerinin ve bilimsel yayımlarının yanı sıra çeşitli Yolcu, Ayraç, Dil ve Edebiyat, Umran, Kamuda Sosyal Politika, Sözşehri gibi dergilerde ve yayınlarda yayımlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here