Mesnevîhân Ahmed Cevdet Paşa

0

Bursa Valiliğinin 150. / Vefatının 125. Yılı

Lofça 26 Mart 1823 / İstanbul 26 Mayıs 1895

Bazı insanlar hayatın bir alanında ömrünü tüketir. Bazı insanlar farklı alanlarda at oynatır. Bunların bir kısmı başarılı olur, hoş sadâ bırakır, eserleriyle, fikirleriyle, talebeleriyle yaşamaya devam eder. Bazıları haset, hırs ve şahsi menfaatleri sebebiyle nâhoş sadâlar bırakır. Sonra gelenler ise onların yapıp ettiklerini ibret nazarıyla okur ve kendi bakış açılarına göre değerlendirirler.

Ahmed Cevdet Paşa XIX. yüzyılda Tanzimat döneminin tam ortasında çok farklı alanlarda hizmet veren, ilim, fikir, hukuk, maarif, tarih ve siyaset dünyasının en üst noktalarında hoş sadâlar bırakan şahsiyetlerden biridir. Bu cümlenin “hayatında hiç hata yapmamıştır” anlamına gelmediğini ilave etmeye gerek var mıdır?

Kısaca hayatının seyri şöyle:

Bulgaristan/Lofça’da 1823 tarihinde doğdu. Babasının adı İsmail Ağa, annesinin Ayşe Sümbül’dür. İlk hocası Lofça müftüsü Hafız Ömer Efendi’dir. Tanzimat’ın ilan edildiği yıl, tahsiline devam etmek üzere İstanbul’a intikal etti ve ömür boyu Tanzimat’ın ideallerine bağlı kaldı. Medrese ilimleriyle beraber Hesap, Cebir, Hendese gibi ilimleri de tahsil etti. Bu faaliyetleri devam ederken tasavvuf kültürüyle de yakından ilgilendi. Gençlik yıllarında Kuşadalı İbrahim Efendi’nin sohbet halkasına katıldı. Çarşamba Murat Molla Tekkesi şeyhi Mehmet Murad Efendi’den Mesnevî okudu ve –Tezkire’de anlattığına göre- Mesnevihanlık icâzeti aldı. Paşa o demleri hayatının en tatlı günleri olarak vâd etmekte ve söz konusu tekkenin “bayağı bir dârulfünûn gibi” çeşitli ilimlerin okunduğu bir mekân olduğunu ifade etmektedir. Arapça, Farsça, Fransızca ve Bulgarca bilmenin imkânlarını kullanarak şiir ve nesirdeki kabiliyetini geliştirdi. Fuat Paşa ile ortak gazellere imza attılar.

Şu beytler onundur:

Ger ye’s u humârın verecek ise sonunda

Evvelce şikest olsun o peymâne-i ümmid

Uymaz zamane kimseye hakkıyle çaresiz

Lâkayd olup da gitmeli adem, uyarına

Hûbân-ı bî-vefâ gibi dehr,desise-bâz

Nâz ehline niyaz eder,ehl-i niyaza nâz

İlk görevi Rumeli Kazaskerliği, Premedi kazası kadılığıdır, 1844.

Otuz yaşında iken Osmanlı Devleti’nin 1774-1826 döneminin tarihini yazmakla görevlendirildi, 1853. Bu görev aynı zamanda Tarih-i Cevdet diye meşhur olan on iki ciltlik eserin başlangıç noktası olmuştur. Otuz yıl süren bu çalışmanın son hali 1891 yılında basılmıştır.

Devletin Vak’anüvisi olarak görevlendirildi, 1855. On yıl devam eden bu görev de Tezâkir diye bilinen eserinin kaleme alınmasına vesile olmuştur. Bu eserde başka kaynaklarda bulunmayan birçok konunun detaylarını bulmak mümkündür. Devlet çarkındaki aksaklıkları da zaman zaman kendine has üslubuyla satırlara aktaran müellifin biyografisi için de birinci elden bilgileri ihtiva etmektedir. Bir anlamda hatırat özelliği de taşıyan eser, Mehmet Cavid Baysun tarafından yeni harflere aktarılmış,  1953-1967 yılları arasında dört kitap olarak Türk Tarih Kurumu’nca yayınlanmıştır.

Konu itibariyle bu esere yakın olan bir kitabının adı ise Ma’rûzat’tır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın bizzat kendisinden istediği 1839-1876 yılları arasındaki tarihi/siyasi olayların, onun kalemiyle özetidir. Sultan, yönetimde bulunduğu süre içinde bu eser hep yanında olmuştur. Yusuf Halaçoğlu tarafından yeni harflere aktarılmıştır(İstanbul 1980).

1860’lı yıllarda yıldızı parlayan Cevdet Paşa’ya birçok üst düzey görev ve pâye verildi. Şüphesiz bunların en büyüğü Anadolu kazaskerliği idi. Şeyhülislamlığa doğru hızla giden bu yürüyüş, rakipleri tarafından usulünce engellendi, ilmiyede değil mülkiyede yürüyüşüne devam etmesi istendi. Öyle oldu. Kazaskerlik vezârete, efendilik paşalığa tahvil edildi.

1866’daki Halep Valiliğini, Divan-ı Ahkâm-ı Adliye başkanlığı, onu da Adliye Nâzırlığı takip etti. Ama bunlardan daha önemli bir görev ise onun ismiyle bütünleşen Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye Cemiyeti’nin başkanlığı oldu. Orada da siyasi oyunlar birbirini takip etti. Görevden alınarak Bursa valiliğine tayin edildi. Kısa bir süre sonra eski görevine döndü. Önce Evkaf Nâzırı sonra Maârif Nâzırı oldu. Maârif Nâzırı iken ders kitapları konusuna eğildi. Üç tanesini bizzat yazdı:

Kavâid-i Türkiyye, İstanbul,1292

Mi’yâr-ı Sedâd, İstanbul 1293.Oğlu Ali Sedâd için kaleme alınan ilk Türkçe mantık kitabıdır.

Âdâb-ı Sedâd. İstanbul 1294. Tartışma usûl ve âdâbıyla ilgilidir. Bu iki eserle ilgili  Osmanlı Müellifleri’nin yazarının kanaati şöyledir: “Âcizâne fikrime göre  mekteplerde Mantık ve Münazara usullerine dair bu eserlerden fazlası lüzumsuzdur.” (Age,I/75)

Adliye Nazırı iken adliye teşkilatının eksiklerini tamamladı. 1880’de açılan Mekteb-i Hukuk’ta şu dersleri okuttu:

Usûl-i muhâkeme-i hukûkiyye, Belâgat-i Osmaniyye, Ta’lim-i hitabet.

Ahmet Vefik Paşa’nın başvekil olması üzerine 1882’de Adliye Nâzırlığından ayrıldı.”Mecâlis-i âliye memuriyeti” ile kitaplarıyla baş başa kaldı. Yıllar içinde eserlerinde savunduğu fikirlerle ilgili hususları yeniden ele aldı. Bir başka ifade ile eserlerini, yapılan tenkitler ışığında ikmal etti. Yazma halinde olan bazı eserleri İstanbul Belediyesi Atatürk kitaplığındadır.

Diğer bazı eserleri şunlardır:

1.Kısas-ı Enbiya ve Tevârih-i Hulefa, İstanbul 1915. Nşr. Mahir İz, İstanbul,1972. İsminden anlaşılacağı gibi peygamberler tarihidir. Hz. Peygamber’e daha geniş yer ayıran eser, Emeviler, Abbasiler, Müslüman Türk devletleri tarihini 1439 yılına kadar anlatır. Tam şekli kızı Fatma Âliye’nin kontrolünde 1915 tarihinde 12 cüz halinde neşredilmiştir. Bursa’lı Mehmet Tahir’e göre  “adeta sehl-i mümteni kabilinden”  olan bu eserle ilgili olarak Ahmed Hamdi Tanpınar’ın değerlendirmesi şöyledir: “ Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya’da ve bilhassa bu kitabın Peygamber’in hayatına ait olan kısmında nesrinin kemal noktasına varır. Türkçe’de Mevlid’den başka hiçbir kitap bu kadar herkesin dilini konuşuyor hissini bırakmamıştır. Bununla beraber her ikisinin sırrı sadece lügatte değildir. Kısas-ı Enbiya, Tazarrunâme’den XVIII. asır, XIX. asır muharrirlerimize kadar Türk nesrinin bütün tecrübelerini kendinde toplar. Ben gerek devrinde ve gerek ondan çok sonra, Türkçe’ye bu kadar hakkıyla sahip başka bir üslup tanımıyorum”

2. Kırım ve Kafkas Tarihçesi, İstanbul 1307. Fransızca ’ya çevrilmiştir.

3. Kavâid-i Osmaniyye, İstanbul 1303.Türkçe’de yayınlanan ilk gramer kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Almanca ’ya tercüme edilmiştir.

4. Mecmua-i Âliye. Kızı Fatma Âliye Hanım’a okuttuğu hikmet, felsefe, ilm-i ruh, matematik, geometri, astronomi… ders notları.

5. Mukaddime Tercümesi. Pirizâde Mehmed Sahib Efendi’nin eksik bıraktığı altıncı bölümün tercümesidir. İki cildi Pirizâde’ye, bir cildi Cevdet Paşa’ya ait olmak üzere Bulak ve İstanbul’da basılmıştır.

6. Beyânü’l-unvan, İstanbul 1273. İslâm ilimleri metodolojisi ile ilgilidir.

7. Ma’lumât-ı nâfia, İstanbul 1279. Rüşdiye mektepleri için yazılmıştır.

8. Eser-i Ahd-i Hamidî, İstanbul 1309, İbtidaî mektepleri için kaleme alınan bir ilmihal kitabıdır.

9. Hilye-i Saâdet, İstanbul 1304.

10. Hulâsatü’l-Beyân, İstanbul, 1303. Kur’ân-ı Kerim’in toplanması ile ilgili Arapça bir eserdir. Ali Osman Yüksel tarafından Muhtasar Kur’ân Tarihi adıyla tercüme edilmiştir. İstanbul, 1985.

Ahmet Cevdet Paşa’yı eserlerini ve fikirlerini, yöneticiliğini ve mücadelesini, artılarını ve eksilerini, sevenlerini sevmeyenlerini usta bir kalemden okumak isteyenler Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Edebiyat Üzerine Makaleler isimli eserine başvurmalıdır. İstanbul,1977,s,196-206. İsteyenler Paşa’nın kızı Fatma Âliye Hanım tarafından kaleme alınan, yeni harflere de aktarılan Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı isimli eserini de mütalaa edebilir.(İstanbul,1332) Ümit Meriç’in sosyoloji anabilim dalında yaptığı doktora tezi de onunla ilgilidir: Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü, İstanbul,1975.

Cevdet Paşa,26 Mayıs 1895’te Bebek’teki evinde âlem-i cemâle intikal etti. Fatih Sultan Mehmet türbesinin haziresine defnedildi (DİA, c.7).

Vefatına Tarih

İlim, irfan sanatta bir beyefendi

Yönetim ve hukukta bir beyefendi

Altı ciltlik Mesnevî ile söyledim:

“MESNEVÎHÂN AHMED CEVDET BEYEFENDİ”  1895

Önceki İçerikBayram’a Ermek
Sonraki İçerikUydum Cübbesi Islak İmama…
Mustafa KARA
1951’de Rize’de doğdu. 1970’de İstanbul İmam Hatip Okulu’nu, 1974’de Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi. Şebinkarahisar ve İspir Liselerinde öğretmenlik yaptı. 1977’de Bursa Yüksek İslam Enstitüsü Tasavvuf Tarihi asistanlığına atandı. 1983’de doktor, 1989’da doçent, 1994’de profesör oldu. BUÜ İlahiyat Fakültesi Tasavvuf bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Kara, 2019 yılında emekli oldu. İlk eseri Tekkeler ve Zaviyeler ile Türkiye Milli Kültür Vakfı, Günümüz Tasavvuf Hareketleri adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü aldı. Dört çocuğu, yedi torunu vardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here