Dinî Hayatta Ramazan Kıvamını Korumak Mümkün Müdür?

0

Ramazan’da dinî hayatın yüksek bir kıvam yakalaması kuvvetle muhtemeldir. Bu kıvamın Ramazan’dan sonraki seyrini, hayatın rutin işleyişine etki eden faktörler belirler. ‘Ramazan kıvamı’ndaki muhtemel yükseliş ve düşüşler, bu faktörler arasındaki etkileşime bağlı olarak farklı biçimlerde gerçekleşir. Dinî hayatın işleyişine etki eden faktörlerin, küçük (mikro) ölçekte bireyi, orta (mezzo) ölçekte aile ve diğer kurumları, büyük (makro) ölçekte ise toplumun genel işleyişiyle etkileşimi gerektiren boyutlarından söz edilebilir. Bu boyutların hayatın rutinine elbirliğiyle katılması ve akışını birlikte yönetmesi gerekir. Çünkü insanın dini tercihleri, sosyal çevreden yalıtılmış bir içsel gerçekliğe sahip değildir. Aksine bu tercihler, içinde bulunduğu çevreden gelen istikrarlı desteklerle benliğine eklemlenerek, zamanla onun bütünleşik parçası haline gelir. Söz konusu tercihlerin şekillendirdiği manevî kazanımlar ise, bireyin karakterine tesir ederek, dinî değerlerin rehberliğinde ahlâkî duyarlılığı yüksek bir kişilik tipinin oluşumuna kaynaklık eder.

Ramazan gibi kutsal zaman dilimleri, bireyin dinî tercihlerinde sosyal etkilerin yoğunlukta olduğu bir ortama ev sahipliği yapar. Ramazan’ı manevî motifli bireysel ve toplumsal kazanımı yüksek bir mevsime dönüştüren de büyük ölçüde bu özelliğidir. Söz konusu atmosferiyle Ramazan, bireysel dinî heyecanların toplumsal taleplerle örtüştüğü ve her iki yönden gelen mesajların birbirinin mütemmimi olduğu dingin bir ruhsal iklim oluşturur. Bu iklim, kişiye, öncelikle iç dünyasında derinleşme ve yaşantılarını muhasebe etme imkânı sunar. Ramazan’ın tefekkür iklimi, bu muhasebeden çıkan sonuçları muhakeme etmenin ve zamanla içsel yaşantılarla sosyal faktörleri dengelemenin yolunu açar. Bu süreçte kendini sorgulama ve yaşantıları üzerinde düşünme imkânını kullanabilen kişi, iç dünyası ile dış dünyası arasındaki ideal dengeyi yakalama fırsatına kavuşmuş olur. Başka bir deyişle o, içsel manevî yaşantılarıyla sosyal ilişki ağı arasındaki ideal uyuma yelken açar.

Ramazan atmosferi, bireye, içini dışına, dışını da içine açma imkânı sunarak, iki dünyanın birbiriyle tanıştırılmasına uygun bir ortam hazırlar. Esasen birey, bu karşılıklı tanıtım sürecinde kendisiyle tanışma, karakteriyle gerçekçi biçimde yüzleşme ve her iki dünyayı birbiriyle uyumlu hale getirme fırsatı yakalayabilir. Bu sürecin beraberinde getirmesi beklenen dinî tefekkürdeki derinleşmenin, her zamankinden farklı kazanımlara yol açma potansiyeli yüksektir. Çünkü Ramazan’da dinî hayata yön veren toplumsal etkilerin görünürlüğü diğer zamanlara göre belirgin bir artış gösterir. Bu eğilim, özellikle namaz, oruç, zekât, sadaka, iftar, sahur ve mukabele gibi dinî pratiklere katılımda görünürlük kazanır. Elbette bu katılımın odağında, bireyin dinî hayat içinde kendini konumlandırdığı statüye uygun rol davranışları gelir. Sözgelimi, kendisini dini tercihlerinin yönetiminde yetkin bir rolde konumlandıran bireylerin, içsel dinî yönelim düzeylerinin gittikçe yükselmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu yükselişin, bireyi, Ramazan sonunda belli bir kıvama ulaştırması ise nihai bir beklenti olur.

Ramazan’dan sonra, dinî hayatın rotasına eklenen kısıtlayıcı sosyal koşullar çeşitlenmeye başlar. Zira bu dönemde, Ramazan’ın oluşturduğu dingin ruhsal iklim değişmeye, toplumsal atmosferi domine eden güneşli bahar havası dağılmaya ve yerini parçalı bulutlu bir havaya bırakmaya başlamıştır. Bu hava, büyük ölçüde yeni dönemin yol haritasını tayin etmeye adaydır. Bu aşamada, dinî hayattaki iniş çıkışlar ya da dalgalanmalar, yeni sosyal koşullardan bağımsız düşünülemez. Zira manevî coşkusu yüksek Ramazan atmosferinden uzaklaşmayla birlikte, bireyin dinî yönelimlerini kolaylaştırıcı ve takviye edici güçlü sosyal etkiler azalmaya başlamıştır. Ramazan sonrası yeni sosyal atmosferin karakteri farklılaşmıştır. Dolayısıyla bu süreçte gözlemlenmesi muhtemel değişimlerin odağında, bireyin genellikle öznel tercihleri bulunur. Dinî değişim iradesine yönelik ilk bilinçli hareketin bizzat bireyden gelmesi ve buna uygun sosyal çevreyi de kendisinin hazırlaması beklenir. Öznel dinî tecrübelerinin aktörü olan kişiler açısından bu başlangıcın verimli sonuçlar üretmesi muhtemeldir. Ancak dinî hayatta bireyin aktif değil, daha çok pasif konumda olduğu örneklerde, sürecin seyrini belirleyen sosyal çevrenin düşünce ve davranışlar üzerindeki baskın etkisidir. Bu durumda, dinî tercihlerin rotası, toplum rüzgârına bağlı olarak değişmeye devam edecektir.

Sosyal çevreden gelen destekler, Ramazan’daki gibi motive edici olmasa da, bazı bireyler Ramazan’da aldıkları güçlü irade eğitimi sayesinde, dinî tercihlerinin aktörü olmaya bu dönemde de devam edebilir. Böylece yakaladıkları kıvamı korumayı ve ay boyunca takip ettikleri dinî inanç, ibadet ve sosyal pratikleri, Ramazan dışında da dini yaşantılarının merkezine konumlandırmayı başarabilirler. Bu durumun doğal sonucu, dinî hayatta yakalanan yükseliş trendinin Ramazan sonrasında da büyük ölçüde devam ettirilmesidir. Böylece bireysel dindarlık göstergelerindeki istikrarın korunması mümkün olabilir. Bireyin dinî yaşantıları üzerindeki kontrolün mevsimsel etkilerden bağımsız bir seyir izlemesi; onun, bireysel denetim odağının yönetimindeki yetkin rolüyle açıklanabilir. Burada birey, dinî hayatının aktörü/öznesi olarak adeta bir orkestra şefi gibi hareket edebilir. Orkestranın diğer üyeleri, onu desteklediğinde ortak bir ritim yakalanmış ve dinî hayatın ahenkli işleyişi sağlanmış olur. Ancak aksi söz konusu olduğunda ise, dinî hayatın yükselen ritminin korunması mümkün olmayacaktır.

Orkestra şefi, koronun diğer üyeleriyle uyumlu hareketlerinin ürettiği ahenkli nağmeler sayesinde dinleyicilerini bir huzur iklimine taşır. Bu sürecin orkestra şefi olarak birey de, dinî hayatına tesir eden sosyal koşulları yönetme, onları iç dünyası ile buluşturma ve akordunu kendi içinde ayarlayabilme iradesi sergileyebilmelidir. Esasen bu sürecin yönetimi, dinî hayatın yükselen ritminin korunması bakımından hayatî öneme sahiptir. Zira dinî hayatın ahenkli işleyişinde, aile başta olmak üzere, bireyi kuşatan diğer sosyal ilişki ağlarından gelen geribildirimler etkilidir. Elbette bu geribildirimlerin aynı yönde, birbirini tamamlayan ve sürekliliği olan pekiştireçlerle desteklenmesi gerekir. Sözgelimi, bireysel dindarlığın inanç, ibadet ve sosyal hayat boyutlarının güncel sorunlarla yüzleşme ve başa çıkma konusunda cesaretlendirici sonuçlar üretmesine ihtiyaç vardır. Aksi söz konusu olduğunda ise, bireyin dinî tercihleriyle gerçekçi bir biçimde yüzleşmeye yönelik cesareti kırılacak ve bu durum, dinî bağlılıklarının gücüne yönelik azalan güveni beraberinde getirecektir. Nihai sonuç: dinî hayatın istikrarını ve ritmini bozan aşağı yönlü ivmelenmenin artması, Ramazan kıvamının ise yavaş yavaş kaybedilmeye başlamasıdır.

Ramazan, on bir ayın sultanıdır. Bu ayda elde edilen sultanlara yakışır manevî kazanımların bütün bir yıla yayılması ve korunması arzu edilir. Bunu başarmanın yolu, bu iklimden nasiplenenlerin Ramazan dışında da tıpkı sultanın şehzadeleri gibi asil davranışlar sergilemesinden geçer. Zira şehzadelerin asaleti, temsile aday oldukları ve bir süre sonra mükellef tutulacakları sultanlık makamına uygun hareket ettiklerinde korunmuş olur. Ramazan sultanının sarayında yetişenler onun şehzadesi mesabesindedir. Dolayısıyla şehzadeye yakışan, sultandan uzak kaldığı zamanlarda da tıpkı onun huzurundaki gibi kontrollü, ölçülü ve dengeli bir hayat sürmektir. Bu bilince sahip kişilerden, Ramazan’da yakaladığı kıvamı sürdürülebilir kılma gayreti içinde olması beklenir. Hâsılı, söz konusu kıvamı, Ramazan dışındaki zamanlara taşımanın yolu, sosyal hayatın rutinini dinî hayatın ritmine katmaktan, her ikisini birbirine ayarlamaktan ve dış dünyayı iç dünya ile uyumlu kılmaktan geçer. Böylece, Ramazan’ın dengeleyici atmosferi korunmuş, elde edilen manevî kazanımların sürekliliği sağlanmış ve nihayet Ramazan kıvamı bütün bir ömre yayılmış olur.

Önceki İçerikHasan Ali Yücel Ve “Bursa Bir Dış Değil Bir İç’tir” Yazısı
Sonraki İçerikKalabalığın Gölgesinde İnsan
İhsan ÇAPCIOĞLU
Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Din Sosyolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesidir. Akademik kariyeri süresince Almanya, Avusturya, Macaristan, Slovakya, Kırgızistan ve Kazakistan’da proje ve araştırma amaçlı akademik faaliyetlerin yanı sıra, misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Ankara, Hacettepe, Gazi, Bilkent ve Hacı Bayram Veli Üniversitelerinin çeşitli birimlerinde dersler, seminerler ve konferanslar verdi. Avrupa Birliği, TÜBİTAK, TÜBA, YÖK, TİKA ve MEB bünyesinde yürütülen çok sayıda projede görev aldı. Bu projelerin önemli bir kısmı, toplumun dezavantajlı kesimlerine yönelik psiko-sosyal destek uygulamalarının geliştirilmesine yönelikti. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde kısa süre önce tamamlanan Psikososyal Destek Programlarının Yenilenmesi Projesi’nde çalıştı. YÖK tarafından yürütülen üniversitelerde kalite kültürünün geliştirilmesine yönelik çalışmalara da Ankara Üniversitesi Kalite Komisyonu üyesi ve İlahiyat Akreditasyon Ajansı (İAA) başkan yardımcısı olarak aktif katkıda bulunmaya devam ediyor. Ulusal ve uluslararası düzeyde yayımlanmış makaleleri, bildirileri ve kitapları bulunmaktadır. Çalışmaları; bilgi, kültür, din ve değerler sosyolojisi alanlarında yoğunlaşmaktadır. İngilizce ve Arapça bilen Çapcıoğlu, evli ve iki çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here