Kalabalığın Gölgesinde İnsan

3

“Bunca varlık var iken geçmez gönül darlığı” demiş Yunus. Boşuna dememiş elbet. Gönlünü genişleten kalabalık mıdır yoksa yalnızlık mı sormayan bilemez zira. Bu yalnızlıktan nasibini alan Hz. Musa da Rabbi ile konuşmak üzere çıktığı Sina Dağında O’na şöyle yalvardı: “Rabbişrahli sadri”: “Rabbim göğsümü genişlet.” Rabbi ona ayakkabılarını çıkarmasını söyledi. Peki, sembollerin bu kadar çok olduğu Hz. Musa’nın hayatında ayakkabının anlamı neydi ki çıkarılması emredildi?  Bunun yorumu: Kişinin dünyaya iltifatı bırakması, tamamen Allah’a yönelmesi şeklindedir. Yani eğer ‘İnşirah’a talipsen önce kendin bedenen, cismen yalın hale gel. Allah ile konuşmak üzere yoluna koyulduğun yokuşun her bir anını hissetmene engel olacak hiçbir şey, hatta ayakkabı bile girmesin araya. Ebu Said el-Hudri’ ye nispet edilen bir hadise vardır: Ebu Said el-Hudri ölen oğlunun rüyasında cennette ve çok iyi halde olduğunu görür ve ondan kendisine nasihat etmesini ister. Oğlu dayanamayacağını söylese de babasına, Ebu Said ısrar eder ve oğlu ona şu nasihatte bulunur: “Babacığım, Allah ile arana bir gömlek bile koyma.”

Dünya hayatının türlü kirleriyle karılmış insanoğluna Rabb’ül-âlemin şöyle seslenir: “Arınmaya istekli misin? Gönlün var mı?”  Allahü Teâlâ, aslında insanın bu soruyu kendisine sorarak, bir nevi nefis muhasebesi yapmasını ister.

Şimdi hep beraber iken, her sesi duyup hepsine cevap yetiştirirken nasıl yapacak insan nefsinin muhasebesini? Her şeyi duyarken nasıl işitecek kendi ruhunun feryadını? Nasıl duyacak Rabbinin sorusuna verdiği cevabın sesini? İşte bu yüzden Allah bizi bazen yalnız bırakır. Tıpkı Yunus’u, Eyyub’u, İsa’yı, Nuh’u, Yusuf’u ve Hz. Muhammed’i yalnız bıraktığı gibi. İşte bu yalnızlıktan beslenir insan ruhu, genişler gönül. İlahi hitabı işitip itaat etmeye, hikmetini kavramaya başlar.

Peki, kendini gündelik hesaplardan, çabalardan, beklentilerden, duasını dahi sosyal medyada paylaşıp beğeni ummaktan alıkoyamayan insan, bu hayatın ruhunda açtığı yaraları fark edip nasıl “arınmaya istekli misin” sorusuna ”evet” cevabını verebilir ki?

Velhasıl Allah, bazı yolları topluca bazı yolları da tek başına yürümemizi ister. Hatta bazen o kadar tek başına bırakır ki, karanlık bir vakitte, ışığın bile eşlik etmediği “İsra yolculuğuna” dönüşür bu. Ama sonu ”Miraç’tır.” Yolda olmanın hakkını tek başına kaldığında da aynı duruşla devam ettirebilmektir asıl olan.

Şu yaşadığımız “uzlet” günlerinde etrafımızdaki bütün telaşlar, koşuşturmacalar, “24 saat yetmiyorlar” tükendi. Bütün kalabalıklar dağıldı. İçimizle baş başa kaldık. Peki, ya içimizdeki kalabalık?

Allahu Teâlâ, Tekâsür suresinde dünyayı bir değirmene benzetir ve “çokluk derdinin” bizi ne hale getirdiğini; “ta ki kabri boyladınız” diyerek anlatır. Bunu anlatırken de ‘ilha’ fiilini kullanır. İlha; oyalanmak, işe yarayan şeyi terk edip, boş ve gereksiz olanla oyalanmak anlamına gelir ki; günümüz insanının halini apaçık ortaya koyan bir durumdur bu. Ne yazıktır ki insanoğlu kaçmayı sever, günahından, hakikatten, sorumluluktan. Kendi tenhasında hakikatin aynasını görmektense başkalarının karanlığını görüp teselli olmaya meyillidir. Bu haldeki insanın kendi evine, yani gönül evine dönmesi ne kadar da zordur. Kalabalıkta nefsinin sesini duyar da tenhada ruhunun feryadını işitmek istemez, kalabalığın kucağına atıverir kendini.

Evet, dünya son derece gürültülü bir değirmen gibi çalışıyor. Bu öğüten gürültünün o kadar çok işbirlikçisi var ki… İşte o işbirlikçi kalabalığın en aktif biçimde varlığını sürdürdüğü günlük koşuşturmalar, hesaplar, “zaman bana yetmiyorlar” – bir süreliğine de olsa- anlamını yitirdi. İşte insanı öğüten, tüketen ve sonuca iflas etmiş bir şekilde vardıran en temel sebeplerden biri: “çokluk derdi” ne yazık ki. İnsan da bu derdin dertlisi olduğunu bile fark edemeden, dünya değirmeninin gürültüsünde tükene tükene bitiriyor kendine ayrılan zamanı.

İşte şimdi bu gürültüyü durduran, dışımızdaki kalabalığı azaltan hatta bitiren bu süreçte, içimizdeki kalabalıktan nasıl kurtulacağız?

Allahu Teâlâ buna da cevap veriyor: “Allah’a firar edin.”

Size Allah’ı hatırlatan her şey değerlidir. Onu unutturan ne varsa kalabalıktır. Velhasıl O’nu unutturan bütün kalabalıklardan yine O’na sığınırız. Ne güzel söylemiş İsmet Özel;

 

Şimdi ne yapsam dedirtme bana Yarabbi,

Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu,

Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde

Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin,

Tütmesi gereken ocak nerde?

Önceki İçerikDinî Hayatta Ramazan Kıvamını Korumak Mümkün Müdür?
Sonraki İçerikDîvân Şiirinden Günümüze Yansımalar
Elif ÖZEL
1979 yılında Kırşehir'de dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi Ankara'da tamamladı. 1996 yılında başlamış olduğu Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesinden 2001 yılında mezun oldu. 2004 yılında Tunceli'de vaiz olarak göreve başladı. 2006 yılında Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Londra Din Hizmetleri Muşavirliğinde din görevlisi olarak çalıştı. 2012 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İslam Felsefesi Tarihi alanında yüksek lisansını tamamladı. 2018 yılında Bursa Uludağ Üniversitesinde doktora eğitimine başladı. Tez döneminde olup, çalışmalarına devam etmektedir.

3 YORUM

  1. S aleykum kıymetli hocam ,yazınızı çok beğendim.alip beni ,kendime götürdü. Selendir diğiniz Ramazan ile ilgili 2 dk lık şiiri dinle dikten sonra ,bu yazınız da çok güzel ve tamamlayıcı oldu.Rabbim gölünüzü geniş,kaleminizi kuvvetli etsin.Allah razı olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here