Askerî Vesayetten Darbeye ya da Bir Halîfeyi Katletmek: Abbâsî Halîfesi Mütevekkil’in Öldürülmesi

0

Arapların Türklerle ilk mühim karşılaşmaları, Hz. Osman dönemindeki Horasan fetihleri esnasında gerçekleşmişti. Emevî asrında ise özellikle Kuteybe b. Müslim’in faaliyetleri neticesinde Arap fetihlerinin Maveraünnehr’in doğu kısımlarına ulaşmasıyla birlikte, Türkler yoğun bir şekilde Müslüman toplumun içine dâhil olmaya başladılar. Yönetimin Emevîlerden Abbâsîlere geçtiği dönemde ise Türk varlığı, İslâm toplumunda etkinliğini her anlamda hissettirmeye başlamış, bilhassa Abbâsîler’in kuruluş sürecinde Emîn-Me’mûn arasındaki iktidar mücadelesi, Türkler’in ordu içindeki istihdamının yollarını açmıştır. Me’mûn’dan itibaren askerî bürokraside ağırlıklarını artıran Türkler, zamanla halîfeler için kontrol edilemez derecede bir güce ulaşmışlardır ki, bunun tabiî neticesi olarak Abbâsî devletinin ikinci asrından itibaren Türk Askerî bürokrasisi hâkimiyeti dönemi başlar.

Esasında Abbâsîler’deki Türk etkinliğinin ilk sinyalleri Mu’tasım’ın halîfeliğe geliş sürecinde alınmıştı. Me’mûn’dan sonra, halîfelik makamını her anlamda doldurabilecek konumda olan oğlu Abbâs var iken, kardeşi Mu’tasım’ın halîfeliğe geti­rilmesini, ancak Türk komutanların yönetim üzerindeki ağırlığı ile izah etmek mümkün olur. Mu’tasım’dan sonra halîfeliği üstlenen Vâsık’ın, veliaht bırakmadan ölmesi de, komutanların yeni halîfe seçimindeki mutlak karar merciî olma konumlarını perçinlemiştir. Beklendiği gibi, bu hadiseden itibaren askerler, siyasete doğrudan müdahale etmeye başlamışlardır. Kuşkusuz bu şartlarda göreve gelen halîfelerden bağımsız siyasî icraat beklenemez. Nitekim göreve gelen/getirilen halîfeler, ancak or­dunun beklentileri ve komutanların taleplerini yerine getirdik­leri oranda makamlarında kalabilmişlerdir. Bu durumda siya­sette halîfeler değil, bizzat askerler belirleyici hâle gelmişler, istedikleri halîfeyi göreve getirip, istediklerini işbaşından uzaklaştırmışlardır.

Halife Mütevekkilin İcraatı Ve Askeri Bürokrasiyle Mücadelesi

Halîfe Vâsık’ın, herhangi bir veliaht tayin etmeden ölümü (24 Zilhicce 232/12 Ağustos 847) üzerine, gerek hanedan içinde, gerekse yüksek bürokratlar arasında kimin halîfe olacağı hususunda tereddüt yaşandı. Bunun üzerine saray mensupları ve asker temsilcilerinden müteşekkil devlet erkânı, Abbâsî tarihinde ilk defa olarak yeni halîfeyi seçmek için bir toplantı düzenledi. Görüşmelerde başkadı Ahmed b. Ebû Duâd, komutan İnâk, Vasîf, Ömer b. Ferec, vezir Muhammed b. Abdülmelik ez-Zey­yât ve Ahmed b. Hâlid hazır bulundular. Türk Vasîf, Cafer b. Mu’tasım’ın halîfeliğe getirilmesini tavsiye etti. Kısa süre sonra da halîfe namzedi Cafer, meclise davet edilerek Türk komutanlar tarafından Mütevekkil unvanı ile halîfe ilân edildi. Böylece Mu’tasım’dan sonra Türk komutanlarının ağırlık koymasıyla ikinci defa olarak bir hanedan mensubu Abbâsî halîfeliğine geçmiş oldu. Bu gelişme, Abbâsî idaresinde Türk hâkimiyetinin tescili anlamına geliyordu.

Halîfe Mütevekkil, yönetimde otoritesini sağlama adına iktidarının ilk yıllarında devlet işlerini bizzat kendisi takip etti. Halîfe bu adımlarına paralel olarak, Mu’tasım zamanında Abbâsî siyasetinde büyük etkinlik kazanan Türk nüfuzunu da geriletmeye karar verdi.

Mütevekkil döneminde askerî bürokraside Eşnâs‘ın (20 Rebîülevvel 230/5 Aralık 844)  ölümünden sonra yerine diğer bir Türk komutan İnâk (İtâh) geçmişti. Bu nedenle iktidar mücadelesinde halîfenin öncelikli hedefi, bu komutan oldu. İnâk’ın gücü, komutanı bulunduğu askerî birliklerden kaynaklandığı için, Mütevekkil ancak askerler arasında rekabet meydana getirmek ve yetkilerini onlar aleyhine kullanmak suretiyle mücadelede avantaj elde edebilirdi. Bu amaçla bir takım gizli plânlar yapmaya karar verdi. Öncelikli olarak İnâk’ı başkentten uzaklaştırması gerekiyordu. İnâk’ın, hicretin 234. (M.849) yılında hacca gitmek üzere izin talebinde bulunması, ona beklediği fırsatı verdi. İnâk’ın isteği derhal yerine getirildi. Halîfe, başkentten ayrılmasından hemen sonra onun ordudaki rakibi Va­sîf’i kendisine hâcib tayin etmek suretiyle nüfuzlu bir komutanla yakın temas kurdu. Nitekim Vasîf vesilesiyle elde ettiği güç sayesinde, Bağdat emniyet âmiri İshâk b. İbrahim‘e İnâk’ın hac dönüşünde önce hapsedilmesini, ardından da öldürülmesini emretti. Halîfe bu şekilde en büyük rakip gördüğü komutandan kurtulmuş oldu. (H.235/M.849).

Mütevekkil bu şekilde bir taraftan Türk komutanlarını etkisiz hale getirmeye çalışırken, diğer taraftan da bunun tamamlayıcısı olarak Türk askerlerini muhafız birliklerinden uzaklaştırmaya, sayılarını azaltmaya başladı. Ayrıca onların yerine ordu saflarına başka etnik unsurlardan asker istihdamı gerçekleştirildi. Nitekim kısa süre içinde Vezir Ubeydullah b. Yahyâ b. Hakan’ın kontrolünde Arap ve diğer unsurlardan on iki bin kişilik yeni bir askerî birlik teşkil edildi.

Mütevekkil’in Türk askerlerinin nüfuzunu kırmak için attığı diğer bir adım ise; Hicretin 244. yılı Safer’inde (Mayıs-Hazi­ran 858) Türk birliklerinin kontrolünde olan başkent Sâmerrâ’yı terk edip, Şam’ın merkez şehri Dimaşk’a gitmek oldu. Halîfe ilk iş olarak divanların buraya taşınmasını isteyerek, yeni resmî binaların inşa edilmesi emrini verdi. Anlaşılan halîfe, ülkeyi Şam’dan yönetmek istiyor, en azından Sâmerrâ’daki askerî bürokrasinin tasallutundan kurtulmak istiyordu. Başka bir ifadeyle, Türk nüfuzunun etkin olduğu Sâmerrâ’yı terk edip, Araplar’ın hâkim ve meskun bulunduğu Şam’a gitmek suretiyle kendisini güven içinde hissetmek istiyordu. Ancak onun plânı, Sâmerrâ’da kalan Türkler tarafından kolayca fark edildi. Nitekim kısa süre içinde geri dönmesi için kendisine baskı yapmaya başladılar. Sâmerrâ’ya dönmediği takdirde bunun kendi aleyhine bir gelişmeye sebep olacağından endişelenen Mütevekkil, yaklaşık iki ay kadar Dimaşk’ta kaldıktan sonra başkent Sâmer­râ’ya dönmek zorunda kaldı.

Mütevekkil’in Öldürülmesi

Dimaşk dönüşü halîfe Mütevekkil ile Türk komutanları arasındaki güven bunalımı daha da derinleşti. Bu defa mücadeleye halîfenin büyük oğlu Muntasır da müdâhil olarak babası aleyhine askerlerle birlikte hareket etmeye başladı. Bunun sebebi, halîfenin hicretin 235. (M.849-850) yılında oğulları Muntasır, Mu’tezz ve Müeyyed’i sırasıyla veliaht tayin etmesi, fakat daha sonra Muntasır’ın yerini ikinci sıradaki veliaht oğlu Mu’tezz’e vermesidir. Halîfenin veliaht sıralamasını değiştirmesinde en yakınları olan Feth b. Hakan ve Ubeydullah b. Yahyâ’nın teşviklerinin etkili olduğu bilinmektedir. Hakkının gasp edildiğini düşünen Muntasır, babası aleyhine olmak üzere asker içinde hâkim durumda olan Türk komutanlarla iş birliği yapmaya karar verdi. Boğa es-Sagîr, Vasîf ve Otamış gibi Türkler, Muntasır’ın bu konumunu kendi gelecekleri için uygun görerek ona destek sözü verdiler. Bu yeni gelişme üzerine iktidar mücadelesinin grupları belirginleşmeye başladı. Her iki taraf da rakibini zayıflatmaya dönük plânlar yaparken, bu hususta ilk adım Mütevekkil’den geldi. Halîfe (H.247/M.861) yılında Muntasır’ın en mühim taraftarlarından olan Türk komutanı Vasîf’in Isfâhan ve Cibâl bölgelerindeki mallarının müsâdere edilmesi emrini verdi. Ayrıca kendisine karşı askerlerle işbirliğine giren oğlu Muntasır’ı da hedef alan, onu küçük düşürücü tavırlar sergilemeye başladı. Öyle ki halîfe, Muntasır’a karşı kötü davranıyor, hakaret ediyor, ona güç yetiremeyeceği sorumluluklar yüklü­yor, dövülmesini emrediyor, hatta kendisini öldürmekle tehdit ediyordu. Buna karşılık gerek halîfe, gerekse devlet erkânı tarafından yeni veliaht Mu’tezz’e olağanüstü ilgi ve iltifat gösteriliyordu.

Bu şekilde karşılıklı hasmâne tavırlar içinde girilmesi sebebiyle taraflar birbirleri aleyhine yok edici plânlar yapmaya başladılar. Yeni adım, yine halîfe cephesinden geldi. Mütevekkil, gerek veziri Feth ile birlikte gerek Muntasır ile onunla işbirliği içinde olan Türk komutanlardan kurtulmak üzere toplantılar düzenledi. Buna karşılık, gelişmelerin kendisi için tehlikeli bir hal aldığını gören Muntasır, Boğa es-Sagîr’le görüşerek siyasî rakiplerine karşı müşterek bir ihtilâl girişimine karar verdi. Halîfe aleyhine plânı gerçekleştirmek üzere 3 Şevvâl 247 (10 Aralık 861) tarihinde sarayın etrafında gerekli tertibat alındı. Türk birlikleri bütün kapıları kontrol altında tutarak, kendi taraftarları dışındaki şahısların hilâfet sarayına girmelerini önlendiler. Bu sırada Türk komutanlarından Vasîf ve Boğa kendilerine yakın birliklerle sarayı tamamen kuşatma altına aldılar. Aynı günün akşamı halîfe, Feth b. Hakan ve diğer bürokratlarıyla toplantı halinde iken meclisi basan Boğa, halîfenin yanında bulunanları, Feth ve birkaç kişi hariç herkesi dışarı çıkardı. Suikast için bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra aralarında Boğa es-Sagîr, Mûsâ b. Boğa el-Kebîr, Hârûn b. Suvartekin, Bâgir et-Türkî ve Baglûm et-Türkî’nin bulunduğu bir grup halîfenin toplandığı salona girdiler. Kısa süre içinde halîfe Mütevekkil’i, en önemli danışmanı Feth b. Hakan ile birlikte öldürdüler. Bu işi gerçekleştirenler, daha sonra halîfeyi, yardımcısı Feth b. Hakan’ın öldürdüğü, kendilerinin de Feth’i halîfe katili olduğu için cezalandırdıkları haberlerini yaydılar. Aynı gün sarayda defnedilen Mütevekkil’in yerine askerlerle birlikte darbe gerçekleştiren oğlu Muntasır- Billâh halîfe seçildi. (4 Şevvâl 247/11 Aralık 861).

Abbâsî sarayında halîfe Mütevekkil‘in katli, İslâm tarihinde özel koruma birlikleri tarafından bir halîfeye karşı işlenen ilk cinayet kabul edilir. Bu faaliyet, daha sonra da sık sık yaşanacak, halîfeler askerler tarafından önce makamından uzaklaştırılıp ardından işkence altında katledileceklerdir. Nitekim dönemin şairlerinden Ali b. Cehm, bu hususu dizeleriyle şu şekilde dile getirir:

Müminlerin emîrini kendi kulları öldürdü.

Hükümdarların en büyük afeti, onların kulları ve köleleridir.

Ey Hâşimoğulları, sabırlı olunuz; her bir musibetin,

Zamanla yeni bir musibet ile imtihan olunması mümkündür”.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse Abbâsî devletinde Mütevekkil’in katli hadisesi, halîfelerin siyasî nüfuzları yanında manevî nüfuzlarını da kaybetmeye başladıklarının açık bir işareti olarak görülebilir. Bu olay, bir asırdan fazla bir süredir iktidarda bulunan güçlü Abbâsî hükümdarlarının, her anlamda hızlı bir gerileme ve düşüşlerinin başlangıcını teşkil eder. Halîfe Mütevekkil’in öldürülmesi, aynı zamanda Türkler’in, Abbâsî İmparatorluğu’nda iktidarı mutlak anlamda ellerine geçirdiklerinin ve bu dönemde karşılarında hiçbir kuvvetin bulunmadığının da en büyük işaretidir. Nitekim halîfenin öldürülmesine iştirak edenler açıkça bilinmelerine rağmen, sonraki dönemlerde sorumlular herhangi bir cezanın muhatabı olmamışlardır. Mütevekkil’in katliyle birlikte, aynı zamanda Abbâsî halîfelerinin politik nüfuzları da büyük bir güç kaybına uğramış, daha da derinleşen askerî vesayetle ülke siyasî anlamda istikrarsızlık ve kaos sürecine girmiştir.

Önceki İçerikBir Öncü Âlim: Köprülüzâde Mehmet Fuat
Sonraki İçerikFelsefe ve İlahiyat
Âdem APAK
1970 yılında Bursa’da doğdu. 1988’de Bursa İmam-Hatip Lisesi’nden, 1992’de Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Bir yıl sonra İslâm Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak atandı. 1995 yılında “Hz. Osman Dönemi Emevî İdarecileri” isimli tez ile yüksek lisansını tamamladı. 1999 yılında “Amr b. el-Âs (Hayatı-Şahsiyeti-Devlet Adamlığı)” konulu araştırmasıyla doktor oldu. 2001–2002 ve 2004–2005 öğretim yıllarında Türkmenistan Mahdumkulu Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği görevinde bulundu. Mayıs 2005’te doçent unvanı aldı. 2007–2008 eğitim-öğretim döneminde Şam’da alanıyla ilgili araştırmalar yaptı. 2011 yalında profesör oldu. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here