İlme Adanmış Bir Ömür: Hafız Yusuf Cemil Ararat

0

Gittin ne kaldı bilsen gönlümde firkatinden

Kervan göçen konakta kalmaz ateşten özge

Hâfız Sâdî Şîrazî

 

Kültür tarihimizde kendimize örnek alabileceğimiz pek çok şahsiyet bulunmaktadır. Geçmişin tozlu raflarında her geçen gün onların bir yenisiyle karşılaşabilmekteyiz. Öylesine mümtaz şahsiyetleri tanıdıkça kendi medeniyetimize duyduğumuz hayranlık, hiç şüphesiz artmaktadır. Hayret ve minnet ile okuduğumuz biyografilerin içinde dikkatimizi celb eden şahsiyetlerden biri de Yusuf Cemil Ararat, nâm-ı diğer Hafız Bey.

Arap Dili ve Edebiyatı âlimi, edebiyatçı ve şair olan Yusuf Cemil Ararat, arkadaşları arasında Hafız Bey veya Hafız Yusuf olarak tanınmıştır. İstanbul’da Kınalıada’da doğmuştur. Tam olarak doğum tarihi bilinmeyen Hafız Bey, 19. yüzyılının sonları ve 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır.

Kamer Hatun İlkokulu’nu bitirdikten sonra Kuran-ı Kerim’i hıfz eden Yusuf Cemil Ararat, Heybeliada Bahriye Rüşdiyesini tamamlamıştır. Burada öğrenimine devam ederken Harbiye Nezâretinde çalışan Giritli Ahmet Muhtar ve Ali Rıza Beylerin de hâmîliğinde kendini geliştirmeye devam etmiştir. Henüz 19 yaşındayken Kuleli Askerî İdâdîsinde açılan edebiyat öğretmenliği sınavını kazanmış ve burada ilk memuriyet görevine başlamıştır.

İlme olan merakı ve gayreti ömür boyu bitmeyen Hafız Bey, Kuleli’de edebiyat öğretmenliği görevine devam ederken Arapçasını daha da geliştirmek maksadıyla, Daru’l-Fünûn Edebiyat-ı Arabiye muallimi ve Mostar Müftüsü olan Ali Fehmi Câbiç’ten ders almıştır. Beyazıt Camii dersiâmlarından Abdurrahim Efendi’den ise Farsça öğrenmiştir. Arapça edebî metinleri daha iyi anlamak gayretiyle Şirvanlı Halis Efendi’nin muallimliğinde, Harîrî’nin Makâmât adlı eserini ve cahiliye dönemi Arap şiirinin zirvesi olan muallaka şiirlerini okumuştur.  Onunla birlikte bu derslere devam edenler arasında; millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Babanzâde Ahmed Nâim ve Prof. Dr. Necâtî Lugal beyler vardır. Mahiz İz “Yılların İzi” adlı kitabında, onların birlikteliklerini şu şekilde aktarmıştır: “Hafız Bey, Âkif Bey’in hayranı idi. O da onu fevkalâde takdir ederdi. Babanzâde Nâim, Elmalılı Müfessir Hamdi Efendi ki küçüklük arkadaşı idi, kendisini çok takdir ederlerdi. Prof. Dr. Necâti Lugal Bey üstadımız, Hafız Bey’in Arap edebiyatındaki buluş ve görüşlerine hayrandı. Bayezid Kütüphanesi Müdîri İsamil Saib Efendi de onun takdirkârlarından biri idi.”

Memuriyet hayatının bitmesiyle İstanbul Kapalı Çarşı’da bir naturacılık (cam elmasçılığı) dükkânı açan Hafız Yusuf Cemil Ararat, burada kendisine ders için gelenlere Arapça ve Farsça dersler vermeye devam etmiştir. Hafız Bey’i takdirle yâd eden, hayatının ilerleyen dönemlerinde hidayete erip Müslüman olan Alman Oryantalist Oskar Rescher de ondan Arapça dersleri almıştır.  Dükkânına ziyaret için gelenlerle hemen şiir sohbetlerine daldığı ve çeşitli divanlardan okumaya başladığı onunla ilgili anlatılan hatıralar arasındadır.

Gayet çalışkan bir mizaca sahip olan Hafız Bey’in, Mahir İz’le bu meyanda yaşadığı bir anekdot şu şekildedir: Mahir İz bir gün Hafız Bey’i ziyarete gider. Birlikte öğle yemeği yerler ve yemeğin hemen ardından Hafız Bey, Mütenebbî divanını çıkarır ve okumaya başlarlar. Bu sırada Mahir İz divanı okur ve Hafız Bey anlaşılması güç olan yerleri izah eder. Okumaya devam ederken yorgunluktan gözleri kararan Mahir İz başını tutamayıp yaslandığı çam ağacına çarpar. Bunun ardından saate bakıp beş saat boyunca fasılasız bir şekilde okuduklarını fark eder. Hayatında hiç bu kadar devamlı okumadığını söyleyip Hafız Bey’e şöyle bir dikkat kesilir ve onun beş saat önceki hâliyle aynı olduğunu görür. Durumunu Hafız Bey’e izah eden Mahir İz ondan şu cevabı alır: “Ben, on altı saat okurum, böyle bir yorgunluk duymam.”

Vaktini genellikle öğrenci yetiştirmek ve nitelikli sohbet etmek için ayıran Hafız Bey’in bilinen dört eseri vardır. Bunlardan ilki Müşkîlat-ı Fuzûlî’dir. Eser, Fuzûlî divanındaki anlaşılması güç olan beyitlerin şerhlerini ihtiva etmektedir. Mahir İz’le birlikte yazımına başlanmış ancak onun meşguliyetleri sebebiyle, Orhan Şaik Gökyay ile devam edilmiş ve tamamlanmıştır. Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınan eserin mahiyeti için araştırmalarımız devam etmektedir. İkinci eseri, Nahiv Özü adlı bir risaledir ve dört sayfadan ibaret olduğu bilinmektedir. Diğer bir eseri ise Aruza İtiraz başlığını taşımaktadır ve İSAM kütüphanesinde bulunmaktadır. Hafız Bey’in bilinen son eseri ise Şanferâ’nın “Lâmiyetü’l Arab” adlı kasidesinin Türkçeye nazmen tercümesidir. Bunların dışında Arap ve Fars edebiyatının muktedir şairlerinin bazı beyitlerini de Türkçeye nazmen çevirmiştir. Ancak bunlar derli toplu olmamakla birlikte, dostlarının onunla ilgili yazmış olduğu hatıralarda bulunmaktadır. Yazıya başlarken zikrettiğimiz Sâdî-i Şirâzî’nin beyti de Hafız Bey tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

15 Nisan 1963 tarihinde vefat eden Hafız Yusuf Cemil Ararat, İstanbul’daki Karacaahmet mezarlığına defnedilmiştir. Onun vefatına şâir Halis Erginer Bey şu şekilde tarih düşürmüştür.

Dehr-i dûn böyle bir allâmeyi artık göremez

Yeridir halk-ı cihân girye-künân olsa müdam

Kilk-i rengîne sünûh etdi güher tarihi

Yusuf-ı Hafız’a Rabbi kıla Firdevsî makâm

Önceki İçerikTarih-i Şimşir: Bir Abartı Tarihi Girişimi
Sonraki İçerikDünya Dincisi
Ömer Faruk KAYGISIZ
1994 yılında Bursa’da doğdu. 2012 yılında, Bursa İpekçilik Anadolu İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Aynı yıl Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde lisans öğrenimine başladı. 2014-2016 yıllarında İlahiyat Fakültesinde Öğrenci temsilciliği yaptı. Uludağ Üniversitesinin Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk – İslam Edebiyatı Bilim Dalı'nda 2019 senesinde hazırladığı Kazasker Mustafa İzzet Efendi ve Güfte Mecmuası: İnceleme-Metin başlıklı teziyle yüksek lisansını savundu. Şu an aynı bölümde doktora öğrenimine devam etmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here