“Zâhid Kevserî’nin eş-Şeyh Yusuf ed-Dicvî’ye Hitaben Yazdığı Mektup ve Türkçe Tercümesi

0

Mektubun bulunuş hikâyesi:

“Bu mektubun ilginç bir bulunuş hikâyesi vardır. Yaklaşık otuz sene Kahire’de yaşadım. Bir gün bir arkadaşımla elimizde eski kitaplar bir taksinin arkasında gidiyoruz. Kitaplardan birini açtım, içinden bir kâğıt çıktı. Kâğıdı okuduğumda bir de ne göreyim! Karşımda görmüş olduğunuz bu mektup… Arkadaşım bu duruma şaşırdı. Çünkü şeyhi (Kevserî’yi) pek sevmezdi. Kendisi mutaassıp bir şâfiîdir. Mektubun benim nasibim olduğunu anladım. Günlerden bir gün bu hikâyeyi, yıllar önce böyle bir olay yaşandı diye Allâme eş-Şeyh Muhammed Nemir’e (Allah rahmet eylesin) anlattım. Benden kendisine mektubunun bir fotokopisini çektirip vermemi istedi. Ben de çektirdim, verdim. Sonra onu çerçeveletip odasında bir köşeye astığını gördüm. Bu arada bendeki orijinal nüsha evraklarımın arasında kaybolmuştu, uzun zamandır bulamıyordum. Dün akşam (02.01.2016) Cenâb-ı Hak kerem buyurdu elime geldi. Ben de isteyen muhafaza etsin diye neşretmeyi uygun gördüm. Dualarınızı beklerim…”

Muhammed Âl-u Reşîd

 

“Kibâr-ı ulemadan, Faziletli Efendimiz, Büyük Üstad eş-Şeyh Yusuf ed-Dicvî Hazretlerine, Allah uzun ömürler versin, ilminizden Müslümanlara istifade imkânı bahşetsin. es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü.

Mübarek ellerinizden öptükten sonra, ifade etmek isterim ki; emir buyurduğunuz üzere zât-ı âlinize gelen istiftâyı inceledim. Müsteftînin kelamından, kendisinin temiz kalpli ve her işinde şeriata mütemessik birisi olduğu anlaşılıyor. Bu durum, böyle bozuk bir zamanda takdire şayan bir husustur. Vaktiniz müsait olur da okursanız bu güzel ruhu, bütün sözlerinde görürsünüz. “İmam Mâlik Medine’deyken fetva verilmez.” Zât-ı âlinizin önünde benim gibi birisine bu meselelerde son noktayı koyarak konuşmak düşmez. Bununla birlikte, şirketle irtibata geçmeden önce şirketin şartlarının fukahanın görüşleriyle uyuşup uyuşmadığı noktasında bilgi sahibi olmaya ihtimam göstermemesi cihetiyle müsteftîyi kusurlu bulmakta da bir beis görmüyorum. Bunu yapmış olsaydı her açıdan rahattı. Kendileriyle irtibat kurduktan sonra kanun hükümleri, -şeriata uysun yahut uymasın- medeni mahkemelerde geçerlidir. Bu tür şirketlerin teşekkülünde şeriata uygun olup olmadığına bakılmaz çünkü tamamen ecnebidir. Rehber mezhep imamların görüşlerine baktığımız zaman (Allah kendilerinden razı olsun) ve bu görüşleri istiftâda mezkûr şirketin şartlarıyla mukayese ettiğimiz zaman, açıkça görülmektedir ki; şirketin şartları mezkûr mezheplerin ahkâmına uymamaktadır. Daha doğrusu bu muâmele ecnebilerle oynanan bir tür bahistir. Ebu Hanîfe ve Ebu Yusuf’un dışındaki mezhep sahipleri, şeriatın muvafık görmediği hususlarda ecnebilerle muamelât türünden işler yapmanın haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Fakat Ebu Hanîfe ve Ebu Yusuf şöyle demektedirler: “Müslüman, ecnebinin malını zulmetmeksizin rızasıyla alırsa bu haram değildir. Bu isterse bahse girmek şeklinde olsun. Bu, kumarın caiz olması itibariyle değil, ecnebinin malının ısmeti olmaması itibariyledir.” Buna Tirmîzî’nin Câmii’nde tahriç ettiği, Hz. Ebu Bekir Sıddîk’ın Rumların birkaç seneye kadar galip gelecekleri hususunda müşriklerle karşılıklı girmiş olduğu bahsi delil getirmişlerdir. Bunu, o sırada Mekke’de İslam ahkâmının müşriklere karşı henüz tatbik edilmemesine hamletmişlerdir. Fıkıh kitaplarının ilgili yerlerinde açıklandığı gibi, karşılıklı bahis, bir yerde onların rızasıyla paralarını almak kabilindendir. Fakat cumhura göre Hz. Ebu Bekir’in bahse girmesi, bahsin haram kılınmasından öncedir. Ebu Hanîfe ve Ebu Yusuf, hadisin bazı tariklerinde yer alan “Bu, bahsin haram kılınmasından önceydi” şeklindeki kaydı, râvinin idrâcı olarak kabul ederler. Malum olduğu üzere, İslam hükümlerinin ihtiyârî yahut ızdırârî, kısmen yahut tamamen uygulanmadığı yerlerin dârülharb mi İslam mı olduğu fukaha arasında tartışma konusudur. Bu meselede kesin hüküm verecek değilim. Sadece söylenilen bazı hususlara, dolaylı olarak temas etmek kabilinden bunu arz ettim. Son olarak, efendim büyük üstadım, Cenâb-ı Hak’tan sizi Müslümanlar için bir hazine yapmaya devam etmesini, sağlık ve sıhhat içinde uzun ömürler vermesini niyaz ediyorum.

4-Receb- Hicrî 1362

Muhibbiniz Muhammed Zâhid el-Kevserî

 

Kaynakça

[1] Hayatı ve eserleri hakkımda bkz. Yusuf Şevki Yavuz, “Kevserî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 44/ 77-80.

[2] Hayatı ve eserleri hakkımda bkz. Saffet Köse, “Dicvî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 9/284-285.

Önceki İçerikBizim Evden Haberler
Sonraki İçerikÂkif Rüyası
Celalettin DİVLEKCİ
1969 yılında Konya’da doğdu. 1994 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1996 yılında SDÜ İlahiyat Fakültesine Araştırma Görevlisi olarak girdi. Sahası ile ilgili araştırma yapmak üzere bir yıl süreyle (1997-98) Ürdün’de bulundu. Yüksek lisansını SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimlerinde tamamladı. Doktorasını Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladı. SDÜ İlahiyat Fakültesine Yrd. Doç. olarak atandı (2011). Hâlen aynı fakültede görev yapmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here