Demlenmek

0

Her güzel eserin, evvelemirde bir demlenme süreci vardır. Tasarlamadan önce tasavvur, tasavvurdan önce tahayyül… Tahayyülden önce düş. Düşten önce merak. Meraktan önce bilgi. Ve en önemlisi, inanmak.

Bu süreçleri şöyle de sıralayabiliriz: İnanmak. Öğrenmek. Bu öğrenmeyi süreklilik hâline getirmek ve vüsatini yatay ve dikey düzlemde geliştirmek için merak lazımdır. Şunu demek istiyorum: Merak ettiğim şeylerin düşünü de görecek bir yoğunlukta, gayret ve çaba içinde olmam iktiza eder. Sonra o düş, zihin dünyamda yeni pencerelerin açılmasına imkân verir. Burada hayal başlar… Tahayyül, hayalini kurduğum şeyi zihnimde canlandırmam demektir. Bu itibarla tahayyül, inanılan, öğrenilen ve derinlemesine öğrenilmesi arzu edilen konu etrafında gelişen hayali tasavvur etmeme vesile olacaktır. Tasavvur etmek, onu yazmak, planlamak, proje hâline dönüştürmektir. Yazmaya, planlamaya ve projeye dönüştürdüğümü artık tasarlayabilir; böylece onu görünür kılacak bir faaliyete tebdil edebilirim.

Demlenme süreçleri derken bendeniz bütün bu aşamaları kastediyorum. İnanmak, yapmaktır; yaşamaktır. Bu kısa cümle içerisinde, inanmayla yapma ve yaşama faaliyetleri arasında cereyan eden bu süreçler elbette buraya yazıldığı kadar kolay olmuyor. Zaman gerektiriyor. Uzun, ince ve çileli bir yoldan geçmek gerekiyor. Demlenmek tabiri, hem zamanı ihtiva eden bir anlama sahip hem de bu zaman dâhilinde bizzat deneyimlenen tecrübeyi ifade eder. O uzun, ince ve çileli yolda tahayyül eden insanın refiki, gayret, sabır ve sebattır. Bu refike, azim ve kararlılık da derler. Ancak azim ve kararlı olanlar girdikleri yolda zafere ulaşmışlardır. Ancak buradaki zaferden murat, mutlak başarı değildir; mesele yolda olmak, iyi ve güzel eserleri vücuda getirmek için çaba sarf etmektir. O bakımdan zafer, neticeden ziyade yolda olmak olarak anlaşılmıştır.

Şu hâlde mesele nedir? Mesele yolda olmaktır. Yolda olanlar, menzile varacak, murat ettiği neticeyi tahsil edecektir.

Burada tasarı, tasavvur ve tahayyül derken ne bir başarı hikâyesi anlatmak ne de başarı süreçlerini tahlil etmek niyetindeyim. Bu kadar kavramı birlikte zikretmem, sadece beni duygulandıran bir belgeyi sizinle paylaşma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Keza burada vefalı, kadirşinas, milleti ve memleketi içi güzel eserler ortaya koymaya gayret eden birkaç güzel insanı hayırla anma niyeti de vardır.

Neden mi bahsediyorum? Şundan: Geçtiğimiz Cuma günü, Fakültemizi teşrif eden “mütekait” hocalarımızdan Akif Köten tarafıma aşağıda sunduğum belgeyi takdim ettiler.  Belge bendenizi duygulandırdı. Zira birkaç “iyi insan” bir araya gelmiş, Bursa‘da bir ilim muhiti inşa etmek istemişler.  Kurmak istedikleri muhit, aslında tıpkı İstanbul’daki İSAM gibi, bir eğitim ve araştırma merkezi: Murâd-ı Hüdâvendigâr Eğitim ve Araştırma Merkezi… Bu merkez için, orada imzası olan Muzaffer Karışman bir arazi vakfetmiş; o arazinin üzerinde araştırmacı ve öğrencilerin kalacağı bir yurt, eğitim ve araştırma merkezi binası ve bir de cami inşa etmeyi tasarlamışlar. Arsayı Türkiye Diyanet Vakfı’na bağışlamışlar; bu sebeple de bahse konu merkezin bu vakfın çatısı altında gerçekleşmesini arzu etmişler. Tasarlanan araştırma merkezinin hedefi, İslamî ilimlerin yanında Bursa’nın tarihî ve kültürel durumuna ilişkin ilmî çalışmalar yapmak… Bir de şu var: İlmî faaliyetleri destekleyen yeni hayır kurumları inşa etmek. Bunun için lisans, yüksek lisans ve doktora sürecinde nitelikli öğrencileri desteklemek, böylece samimi ve gayretli araştırmacı ve ilim adamları yetiştirmek.

Bu projenin düşünü gören, fikr-i takiple bir şeyler yapmak, memleketin ihtiyacı olan ilim insanını yetiştirmek için gayret eden bu yüce gönüllü, vefalı güzel insanlar hedeflerine ulaştılar mı? Soruyu şöyle soralım: Tahayyül ve tasavvur edilen proje tasarlanıp hizmete sunuldu mu? Evet, kısmen tahakkuk etti. Orada bir yurt binası inşa edilmiş; başlangıç sürecinde eğitim ve öğretim faaliyetleri hayata geçirilmiş. Bu projenin neticesinde birçok insan yetişmiştir. Ama bir süre sonra, bu yurt konuk öğrencilere tahsis edilerek, araştırmacı ve akademisyen yetiştirme projesi ihmal edilmiş.

Süreci yaşayanlar daha iyi biliyor. Fakat aşağıda imzası olan güzel insanlar, bu hayallerinden vazgeçmemişlerdir. Bugün BİLEM olarak hizmet sunan merkez bu kararlılığın neticesidir. Demem o ki BİLEM’in demlenme süreci uzun sürmüş. Demlenmek, sabırla beklemektir… Zamanı gelince olacak olan mutlaka oluyor. Fakat daima yolda olan zafere eriyor. Nitekim bu yolculukta olup da ahirete intikal edenler var; onları rahmet ve minnetle anıyoruz… Berhayat olanlara sağlıklı ve huzurlu bir ömür niyaz ediyorum.

Selam olsun, inanıp güzel işler yapmak için çaba sarf edenlere!

Önceki İçerikFilm Değerlendirmesi: The Two Popes
Sonraki İçerikBugünden Tarihe Tarihten Bugüne
Bilal KEMİKLİ
Prof. Dr. Bilal Kemikli, Sivas’ta doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı, 1998'de doktor, 2002'de doçent ve 2008'de profesörlüğe yükseltildi. Ankara, Yüzüncü Yıl, Süleyman Demirel ve Bursa Uludağ Üniversitelerinde öğretim üyesi ve idareci olarak görev yapan Prof. Kemikli, DPÜ İlahiyat Fakültesi’nin kurulmasına kurucu dekanı olarak öncülük etti. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak çalışmalarını sürdüren yazar, akademik yayınların yanında kültür-sanat ve edebiyat dergilerinde inceleme, eleştiri ve deneme yazıları yayımladı. Bir süre TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda Çocuklar İçin adlı programı hazırlayıp sundu. Bazı TRT Belgesellerinde danışman ve metin yazarı olarak görev yaptı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here