Yaşlanmak Zorunda Mıyız?

0

Yaşlanmak Zorunda Mıyız?*

Biyolog Andrew Steele, yaşlanmanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu düşünmektedir. Ama yaşlanmaya karşı bir tedavimiz olsaydı, bu bizim için ne anlama gelirdi?

Biyolog Andrew Steele insanlara yaşlanma hakkında ne düşündüğünü -bir gün başka bir hastalıkmış gibi tedavi edebileceğimizi- söylediğinde, onlar sıklıkla inanmazlar ve bazen tepki verirler. Bir zamanlar bir arkadaşının düğününde, yakın gelecekte insanların 100 yıl sağlıklı yaşayabileceğini öne sürdüğü için öfkeli bir grup misafir mekândan ayrıldı. Benzer bir şey, yanıtların daha kibar olduğu ancak daha az şüpheci olmadığı akşam yemeği partilerinde de olur. O, tepkiyi anlar. Yaşlanmayı yaşamın bir gerçeği olarak düşünüyoruz – doğarız, yaşlanırız ve öyle gider. Bir video görüşmesinde “Bu binlerce yıldır anlatı buydu” der. Peki ya bu artık olmazsa?

Steele, meslek hayatına fizikçi olarak başladı. Çocukken, birçok bilim adamı gibi uzaydan (kozmos bilimi) büyülenmişti. Ancak son üç yılını, yaşamlarımızın sürekli devam edeceği bir gelecek için savunduğu, yaşlanmanın bilimsel çalışması olan biyogerontoloji· üzerine bir kitap yazmak için araştırma yaparak geçirdi. Steele, yaşlanmayı “çağımızın en büyük insani sorunu” olarak düşünür. Yaşlanmayı “dünyadaki en büyük acı nedeni” olarak tanımladığında o ciddidir. “Yaşlanma, üzerinde devam eden kaçınılmaz bir şey” der. Düğmeli bir gömlek giyiyor ve 35 yaşında hala iyimser bir genç bakışa sahiptir. “Hepimiz onun büyüklüğüne oldukça körüz. Ama insanlar neden ölür? Kanserden. Kalp hastalığından. Felçten. Bunların hepsi yaşlı insanlarda olur ve çoğunlukla yaşlanma süreci nedeniyle olur.”

Steele, yaşlanmayı “ölüm ve acı çekmenin zaman içinde katlanarak artması” olarak tanımlar ve “bu büyük miktardaki acının nihayet üstesinden gelmenin” faydalı olacağını düşünür. Bir insanın ölüm riski her yedi veya sekiz yılda bir ikiye katlanır. Sağlık açısından bakıldığında hayatımızın ilk beş veya altı on yılını nispeten zarar görmeden geçirme eğilimindeyiz. 50 yaşında ağrı veya hafif sarkık bir cilt ile uyanabiliriz, ancak bir tümör keşfedersek, artrit geliştirirsek veya kalp problemlerimiz olursa genellikle şanssız sayılırız. Ellili yaşındakinin hastalıktan ölmesi erken bir ölümdür.

Ancak 60’larımızın bir noktasında bir uçurum belirir ve çoğu zaman içine düşmekten başka seçeneğimiz yoktur. Kolay hareketler zorlaşır. İşitme ve görme duyumuzu kaybetmeye başlarız. Sinir bozucu ve utanç verici şeyler olmaya başlar. Ayak parmaklarımın uçlarını neden hissedemiyorum? Kalçama ne oldu? Vücut yıllarca yorulmadan çalıştı ve bu eylemin birikmiş iç etkileri – eski ve “yaşlanmış” hücrelerin sorunlu birikimi, diğer hücrelerde tehlikeli mutasyonlar, bağışıklık sisteminin sürekli düşüşü, vücut yapılarının genel yıpranması – aniden bizi yaşla ilgili çeşitli hastalıklara yatkın hale getirir: kanserler, kardiyovasküler hastalık, hipertansiyon, demans (bunama veya çılgınlık) . 10 yaşında bir çocuğun ölüm riski % 0,00875’tir. 65 yaşına gelindiğinde bu risk %1’e yükseldi. 92 yaşına girdiğimizde, o yıl ölme şansımız beşte bir olur. On yıllardır sağlıklıydık, diyor Steele ve sonra birden bire artık değiliz.

Steele, Ageless (Yaşlanmayan) kitabında Le rêve d’une médecine anti-âge  (Yaşlanma karşıtı tıbbın hayali) diye yazar: The New Science of Getting Older Without Getting Old, (Yaşlanmadan Yaşlanmanın Yeni Bilimi), “Yaşlandıkça işlev bozukluklarının temel nedenlerini belirleyen, ardından ilerlemelerini yavaşlatan veya tamamen tersine çeviren bir tedavidir.” Bu temel nedenler, biyogerontologların ayırt edici işaretler olarak adlandırdıkları şeydir. Steele, “Kanser yaşlanmanın bir işareti değildir” der. “Ama bunun nedeni yaşlanmanın birçok özelliğinden kaynaklanır.” Bilim adamları bu ayırt edici özelliklerin üstesinden gelebilirse, “yaşlanma sürecini yavaşlatacak ve hastalığı geleceğe erteleyen tedaviler geliştirebiliriz.”

Umut, bunun uğruna daha uzun yaşayabilmemiz değil, daha uzun süre sağlıklı yaşamamızdır. Bazıları buna uzun ömür der; Steele, “bir insanın sağlığını uzatmaktan” bahseder. “Yaşlanmanın tedavisi hakkında insanlarla konuşurken bu yanlış kanı var” diyor. “Daha uzun yaşayacaklarını ama korkunç bir yıpranmış durumda olacaklarını, 80’li ve 90’lı yıllarını uzatacağınızı ve böylece 50 yıl boyunca bir bakım evinde oturacaklarını düşünüyorlar. Mantıksal veya pratik açıdan hiçbir anlam ifade etmiyor. “

”Ne yararı var?” : Diyorum

“Kesinlikle! “

“Bu sadece daha fazla ağrı …”

“Kimse bunu istemez,” dedi. Sonra bir kaşını kaldırıyor. “İnsanların aslında bilim adamlarının bunu isteyeceğini düşünmesi şaşırtıcı. “

İnsanlar binlerce yıldır yaşlanmanın çaresini arıyorlar. Herodot, MÖ 5. yüzyılda gençlik pınarı hakkında yazdı; sayısız insan yaşamı uzatan iksirleri bulmak için uzun ve boş arayışlara girdi. Yakın zamana kadar yaşlanmanın nedenleri ve nasıl olduğu hakkında çok az şey biliniyordu. Steele, ” Uzun zamandır bilim adamları soruya baktılar ve kendi kendilerine :’Aman Tanrım, bu laboratuvarda çalışmayı umut edemeyeceğimiz ölçülemez derecede karmaşık bir süreç olacak dediler” diyor, bu, “araştırmayı caydırdı”. 1960’lara kadar, bu dünyadaki rolümüzün çocuk yetiştirmek olduğu ve bu çabada başarılı olduğumuzda, işlevini yerine getiren bedenlerimizin yavaş yavaş solmaya bırakılacağı genel olarak kabul ediliyordu.

Ancak son otuz yılda biyogerontolojik araştırmalar hızlandı ve son başarılar heyecan yarattı. ABD’deki Mayo Kliniği tarafından 2015 yılında yayınlanan bir çalışma, mevcut ilaçların bir birleşiminin kullanımının – farelerde yaşlanan hücreleri çıkarmak için mevcut ilaçların bir kanser ilacı olan dasatinib ve bazen gıda baskılayıcı olarak kullanılan quercétine (kuersetin) – “Kalp fonksiyonunun iyileştirilmesi de dâhil olmak üzere bir dizi yaşlanma belirtisini tersine çevirdi.” Aynı ilaçları kullanan bir 2018 çalışması, birleşimin yaşlı farelerde “yaşlanma sürecini kısmen yavaşlattığını veya tersine çevirdiğini” gösterdi. Başka bir çalışmada, spermidin ilacı farelerin ömrünü% 10 uzattı ve rapamycine (rapamisin) ilacını kullanan çalışmalar farelerin, solucanların ve sineklerin ömrünü uzattı, ancak buna ‘bağışıklık sisteminin baskılanması ve saç dökülmesi dâhil da olmak üzere sorunlu yan etkiler eşlik ediyordu. Geçen yıl Teksas’taki bilim adamları, genç farelerden yaşlı farelere kök hücreleri naklederek ortalama yaşam sürelerine üç ay eklediler ki bu, insan eşdeğerleri açısından on yıldan fazla bir değere sahip olabilir.

Steele için tüm bunlar heyecan vericidir. Son gelişmeler hakkında “değişimin hızı baş döndürücü oldu” der. Ama onu en çok heyecanlandıran insan denemelerinin başlamış olmasıdır. Farelerdeki başarının ardından, insanlarda yaşlanan hücreleri yok etmeye yönelik ilk deneme 2018’de başladı ve daha fazlası da devam ediyor. Daha yeni bir araştırma, hormon ve ilaç birleşimin, bağışıklık sistemine yardımcı olan ancak “yaşla birlikte hızla yozlaşan” timusu gençleştirmeye yardımcı olduğu görülmüştür. Önümüzdeki yıl, diyabet tedavisinde kullanılan bir ilaç olan metformine (metforminin) “kalp hastalığı, kanser ve demans gibi kronik yaşla ilişkili hastalıkların gelişimini veya ilerlemesini” gerçekten geciktirip geciktiremeyeceğini incelemeye başlayacak.

Ageless (Yaşlanmayan) kitabında Steele şöyle yazıyor: ” Toplanan kanıt çok ilginç ve yaşlanmanın ele alınacağı bir geleceği gösteriyor.” Ayrıca şöyle yazıyor: “Bu gelecek o kadar da uzakta olmayabilir.” Ona “çok uzak değil” ile ne demek istediğini sorduğumda, tam olarak gülümsedi. “Bilim adamları haklı olarak şüpheci” diyor, “ancak bugün yaşayan insanların yaşamlarında birçok atılımın olabileceğini söylemek önemlidir.”

Ona , “Daha spesifik konuşabilir misin? ” diye sordum.

Sonunda, “Önümüzdeki 10 yıl içinde yaşlanmayı tedavi eden bir ilaca sahip olma olasılığımızın çok yüksek olduğunu düşünüyorum” diyor.

Steele, devam eden veya gelecekte insan denemelerinin sayısı göz önüne alındığında, bilim adamları bu zaman dilimini aşmazsa umutsuzca şanssız olacağımıza inanıyor. Ve bu gelişmeler hayatımızı 100 yıl uzatan tedavilerle sonuçlanmasa da daha fazla atılımla, gelecekteki tedaviler, yaşam süresindeki artış vb. için hayatta kalmamızı sağlamak için bize yeterli zaman verecekler. Yaşamlarımız bir anda değil, yavaş yavaş uzatılacak – bir yıl, bir başka yıl ve birdenbire 150 yaşa ulaşmış olacağız. Ageless eserinde Steele, ölmeyi bekleyen bir nesilden bahsediyor, ama biriken yeni tedaviler sayesinde, her biri diğerinden daha etkili, artık söz konusu olan nesil aynı şekilde düşünmeyecekleridir. “Birbiri ardına,” diye yazıyor, “hayat kurtaran tıbbi atılımlar cenazelerini geleceğe doğru daha da erteleyecektir.”

Burada Steele’nin bahsettiği şey ölümsüzlük değil, insanlar ölmeye devam edecek. Telefonunuza bakarken kendinizi yolda bulup bir arabanın çarpması durumunda bilim size yardımcı olmayacaktır. Ya da merdivenden düşüp boynunuzu kırarsa eğer. Veya bir savaş bölgesinde bir füzeyle vurulacak kadar şanssızsanız. Veya aşısı olmayan öldürücü bulaşıcı bir hastalığa yakalanırsanız. Ancak, şu anda normal olduğunu düşündüğümüzden önemli ölçüde daha uzun bir ömürle sonuçlanacaktır.

Torunlarıyla oynayabilecek sağlıklı yaşlılar görmek istiyorum.

Steele’e bir gün etrafta 20 yaşındaki çocuklar kadar sağlıklı dolaşan 150 yaşında çok sayıda çocuğun olmasını bekleyip beklemediğini sordum.

“Evet” dedi, ” eğer her şey işe yararsa ” dedi.

Cevap verdim: “Parkta futbol oynayan 200 yaşındaki çocuklar? “

“Neden olmasın? dedi. Sorun şu ki, 20 yaşındaki gibi dolaşan 150 yaşındakilerin ortalıkta dolaşacağını söylemek tuhaf gelebilir. Bilim kurgu gibi geliyor. Biraz korkutucu geliyor. Nihayetinde, bunun için yapmıyorum, yani sırf 20 yaşındakilere benzeyen bir grup 150 yaşındaki çocuk görmek istiyorum ki çünkü bu 150 yaşındakiler kanser olmayacak, kalp hastalığı olmayacak, artrit karşı karşıya kalmayacaktır. Hala torunlarıyla, hatta onların torunlarıyla oynayacaklar.

Steele insanlarla yaptığı çalışmalar hakkında konuşurken, ona en çok sorulan soru şudur: “Aşırı nüfus ne olacak? Sorunun saçmalığının altını çizdiğini söylediği bir cevabı var. “Dünyada 15 milyar insana ulaştığımızı hayal edelim” diyor. Bu sorunu çözmeye çalışmanın birçok yolu var. Bunlardan biri: Yaşlanmayı icat etmek mi? “

Bu sorunun çok sık sorulmasından dolayı hayal kırıklığına uğramıştır. Dahası, önerdiği şeyin toplum için yararlı olmaktan çok tuhaf, insanlık dışı veya dine aykırı olduğu imasından rahatsız oluyor. “Çocukluk çağı lösemisini bazı şaşırtıcı yeni ilaçlar kullanarak nasıl tedavi edeceğimiz hakkında bir kitap yazsaydım, hiç kimse bunun dünya nüfusunu artırıp artırmayacağını merak etmezdi” diyor.

Başını salladı.

Demek istediğim, “İşte kanseri, kalp hastalığını, felci tedavi edebilecek bir fikir …” Bu hastalıklardan herhangi birini iyileştirmek size takdir kazandırır. Ama onlarla tamamen başa çıkmanın potansiyel olarak etkili bir yolunu önerdiğiniz anda, aniden bizi birdenbire bizi korkunç bir çevresel kıyamete sürüklemek isteyen çılgın bir bilim adamısın? “

Steele, bunu biyogerontolojinin potansiyel başarısında büyük bir engel olarak görüyor- kaçınılmaz bir süreç olarak yaşlanmanın “statükoya karşı inanılmaz önyargısı” ve bunu önlenebilir olarak kabul edemememiz. “Yaşlanmanın olmadığı bir toplumda yaşasaydık ve aniden insanların üçte ikisi on yıllar içinde yozlaşmaya, güçlerini yitirmeye, zihinsel yeteneklerini yitirmeye ve sonra bu korkunç hastalıklara yenik düşseydik eğer, bu düşünülemez olurdu. Ve elbette, onu iyileştirmek için çalışmaya başlardık ”.

Pandemiye gönderme yapar. “Koronavirüs, bu tür zorluklarla başa çıkmaya çalışırken, bilimi finanse etmek açısından sahip olduğumuz sorunu göstermektedir. Çok ciddi olduğu için, birdenbire sahneye çıktığı ve tüm dünya ekonomisi durma noktaasına geldiği için, bu konuda bir şeyler yapılması gerektiğini çok net görüyoruz. Yine de yaşlanmaya, hatta iklim değişikliğine bakarsanız, bunlar yavaş başlayan felaketlerdir, bu yüzden onları gözden kaçırmak kolaydır ”. Yaşlanmayla ilgili ilaçların koronavirüsün etkisini azaltabileceğini fark ediyor, çünkü burada yaşlı nüfusun hayatını tehlikeye atan bir hastalıktan bahsedilmektedir. Bu amaçla, biyogerontolojinin tıbbın rolünü kökten değiştireceğine ve artık öncelikle reaktif değil, önleyici olacağına inanıyor. “önceden önlemek yerine, son dakikada neredeyse panik haliyle uç noktaları tedavi eden bu toplum durumuna farkında olmadan sürüklendik” diyor.

Steele, Ageless‘i bir silahlanma çağrısı olarak görüyor ve nihayetinde halkı – ve şu anda yaşlanmayı bir hastalık olarak tanımlamayan ve test için destek almayı zorlaştıran düzenleyicileri – yaşlanmanın çözülmesi gereken bir sorun olduğuna ikna etmek için yeterli kanıt sunmasını ummaktadır. Biyogerontolojiye karşı “içgüdüsel bir tepki” var, çünkü “kulağa garip geliyor” diyor. “Yaşlanmayla ilgili araştırmaları bu ayrı kategoride – sosyal, ahlaki, etik ve hatta bilimsel olarak yerleştirmekteyiz. Aslında, modern tıbbın normal amaçlarının sadece bir uzantısından ibarettir.”

Yaşlanma üzerine bir kitap yazmanın kendi yaşam tarzınızı yeniden değerlendirmenin harika bir yolu olduğu ortaya çıktı. Bugün Steele eskisinden daha uzun süre koşuyor ve neyi, ne kadar yediğini izlemeye başladı. “Temelde tembel bir adam değildim” dedi. “Ama aynı zamanda bir şeyleri optimize etmeye de çalıştım.” Yaşlanma karşıtı ilaçların yokluğunda, hepimizin aynı şeyi yaptığını söylüyor. “Herkesin uygulayabileceği pek çok temel sağlık ipucu gibi görünüyor – egzersiz, fazla kilolu olmama, çok çeşitli yiyecekler yemeye çalışma, sigara içmeme – bunların hepsi temelde yaşlanma sürecini yavaşlatıyor.

Ona, her gün etkinliği kanıtlanmamış birkaç takviye alan, birkaç yıl daha yaşayabilme umuduyla ve klinik denemelerden önce deneysel ilaç metformini (metformine) kullanan diğer insanlarla konuştuğumu dile getirdim.

“Otuzlu yaşlarımda olmakla beraber, bence metformin aleyhindeki kanıtlar, bu ilacın lehine olanlardan daha güçlü olduğunu düşünüyorum” diyor. “Kanıtlar düşündürücü, ancak kesin değillerdir. Ve bir spektrum var. Senolitiklerle· (sénolytiques) deney yapan insanlar var. Kolombiya’ya giden ve gen tedavisi gören bir biyoteknoloji şirketinin CEO’su (Editörün notu Liz Parrish) vardı. Ancak insanlardaki veriler basitçe henüz ortalıkta değil ”. O, “ Aynı şekilde bu takviyelerin ve sağlıklı yiyeceklerin çoğu benzer durumdadır. Bu ürünlerden herhangi birinin önemli bir etkisi olsaydı, anlardık. “

Yaşlanmayı geciktirme endüstrisi hakkında ne düşündüğünü sorduğumda – gençleşmeyi vaat eden tüm o kremler ve serumlar, modern iksirleri – şöyle yanıtladı: “Tamamen vazgeçerdim.” Bu atılımlar gerçekleşirse, Dünya’daki geçmiş varlığımızın yapısını önemli ölçüde değiştirmeleri muhtemeldir. Üç perdeli bir hayata alışkınız: genciz ve öğreniyoruz, orta yaşlıyız ve çalışıyoruz, yaşlıyız ve emekliyiz. Peki ya 100 yıl daha yaşasaydık? 60 yaşında okula geri dönebilir miyiz ya da 105 yaşında kariyer değiştirebilir miyiz ya da 40 yaşında, geri döndükten sonra başka bir şey yapmak için bir yüzyılı ya da daha fazlasına sahip olacağımızı bilerek? Vicdan incelemesi yapmak için bir tür 20 yıllık ara vermeye karar verebilir miyiz?

Peki ya ölüm? Konuşmamızın bir noktasında Steele’e ölümün bir seçim haline geleceği bir zamanı hayal edip etmediğini soruyorum. Sorunun abartılı olduğunu düşündü. “Ölüm kaçınılmaz olduğu için, insanlar onu yaşamı yönlendiren veya ona anlam veren veya insanlık durumuna bir tür şiir katan bir şey olarak rasyonalize ettiler” diye dile getirdi. Ama genel olarak ölümün kötü bir şey olduğunu düşünüyorum. Dünyada daha az ölüm olsaydı, bence çoğu insan bunun iyi bir şey olduğunu kabul ederdi. Ve yaşlanmayı tedavi etme tutkum, ölümlerin sayısını azaltmaktan kaynaklanmasa da, yaşlılıkta kötü sağlığın azalmasından kaynaklanıyor. Hastalığa karşı kazandığı zafer onu motive etmektedir. Acı çekmenin ortadan kaldırılmasıyla motive edilmektedir. Ya bir yan etki olarak daha az ölüm varsa? Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum ”.

NOTLAR

Yaşlanmanın üç özelliği

Yaşlanmanın temel nedenlerine “ayırt edici özellikler/işaretler” denir. Onları tedavi ederseniz yaşlanmayı yavaşlatırsınız.

  1. Genomik istikrarsızlık: Yaşlandıkça, genetik hasar biriktiririz. Basitçe, zamanla DNA’mız bozulur. Bilim adamlarının bu hasarı onarmanın bir yolunu bulmaları halinde yaşlanma sürecini etkileyebileceği düşünülüyor.
  2. Hücresel yaşlanma: Ne kadar uzun yaşarsak, vücutta birikme eğiliminde olan ve hücre ile ilgili hastalıkların gelişimine katkıda bulunabilen yaşlanmış (eski) hücrelerin birikmesi olasılığımız o kadar artar.
  3. Mitokondrinin işlev bozukluğu: Mitokondri, hücrelerimizin gerekli biyokimyasal reaksiyonları beslemek için ihtiyaç duyduğu enerjiyi üreten organellerdir. Mitokondrinin işlev bozukluğunun yaşlanmayı hızlandırabileceği sonuca varılmıştır.
  • Biyogerontoloji, biyolojik yaşlanmanın nedenleri ve bunların organizma üzerindeki sonuçlarının incelenmesi ile ilgilenen bir biyoloji alanıdır. Birkaç kuruluş biyogerontoloji ve yaşlanmaya karşı mücadele ile ilgileniyor.
  • Bir senolitik, bir dokudan veya tüm organizmadan yaşlanan hücrelerin seçici olarak ortadan kaldırılmasına izin veren farmakolojik veya başka bir tedavi olarak tanımlanabilir. Bu fikir, yaşlanan hücrelerin varlığıyla ilişkili zararlı etkileri azaltabilen herhangi bir ilacı da kapsayabilir.

* The Guardian’da 3 Ocak 2021 tarihinde Alex Moshakis tarafından yayımlanmış “Do we have to age?” adlı yazının 16.01.2021 tarihinde Tecnoprog’da Fransızca olarak yayımlanan “Devons-Nous Vieillir” adıyla makalenin Türkçe’ye çevirisidir.

Önceki İçerikÖlümle Yüzleşmek
Sonraki İçerikMevlid ve Değişim
Ahamadou SYLLA
1991 yılında Mali'nin başkenti Bamako'da doğdu. 2011’de Maahad al Ouloum al İslamiya Lisesi’nden, 2018’de Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 2020 yılında “Fransız Aydınlanması Bağlamında Materyalist Varlık ve Bilgi Anlayışı” isimli tez ile Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Felsefe ve Din Bilimleri alanında yüksek lisansını tamamladı. Ahamadou Sylla, aynı bölümde doktora eğitimini sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here