Bir Hizmet Adamı ve Ehl-i Kur’an: Ali Öztürk

0

22 Aralık 2020 günü Rahmet-i Rahman’a kavuşan Ali ÖZTÜRK’ün aziz hatırasına…

 

 

 

 

 

 

 

               1938                                                                                      2008

 

Ali Öztürk kimdir?

Ali Öztürk, 5 Haziran 1923 günü Bulgaristan’ın Mestanlı kasabasına bağlı Kocaömer köyünde dünyaya gelmiştir. 7 yaşında başladığı ilkokul tahsilini köyünde yapmıştır. Akabinde ortaokulu Hatipoğulları Rüşdiyesinde okuyup mezun olmuştur. 1938’de Şumnu’da bulunan Medresetü’n-Nüvvâb’ın lise muadili 5 senelik tali kısmına (ikinci devresine) girip 1942-1943 yılında aliyyü’l-â’lâ (pekiyi) derece ile mezun olup icazetname (diploma) almıştır. Ancak, II. Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’ı önce Almanya’nın, ardından Rusya’nın işgal etmesi ve komünist rejim uygulanması sebebiyle çok arzu ettiği hâlde Medresetü’n-Nüvvâb’ın 3 yıllık âli (yüksek) kısmına devam edememiştir.

İlk olarak kendisinin 3 yıl öğrenim gördüğü Hatipoğulları Rüşdiyesinde 01.11.1943-05.09.1945 arasında öğretmen olarak görev yapmıştır. 1945-1946 senesinde askere alınmıştır. Askerlik sonrası Mestanlı Rüşdiyesinde ve Kırcaali Merkez Rüşdiyesinde toplam 5 sene Müslüman Türk çocuklarına öğretmen olarak hizmet etmiştir. Bu hizmeti esnasında çocukların millî ve manevi açıdan bilinçlenmesi için çaba sarf etmiştir. Ancak onun bu faaliyeti Bulgar polisinin dikkatinden kaçmamış, 1950 yılında okullar tatil olduktan sonra Kırcaali Emniyet Müdürlüğü tarafından 15 gün içinde Bulgaristan’ı terk etmesi istenmiştir. Bunun üzerine Ali Öztürk, pasaport işlerini tamamlayarak ailesiyle beraber 1 Ocak 1951 günü Türkiye’ye giriş yapmıştır. Kendisi Türkiye’ye girişini şu cümle ile ifade etmiştir: “Senelerce hayalini çektiğimiz mübarek anavatanımıza (Türkiye’ye) kavuştuk. Bize Edirne’de “Öztürk” soyadı verildi, kontenjanlı olarak Yeşil Bursa’ya gelerek yerleştik.”

Kendisi, Türkiye’ye giriş yaparken yaşadığı ve çok etkilendiği Mehmetçiğin tavrını ise şu ifadelerle dile getirmiştir: “Edirne garında trenden inerken 8 aylık kızımı hanımın elinden (kucağından) alarak bağrına basan Mehmetçiğin o hâline bakarak akıttığım sevinçli gözyaşlarımı hayatım boyunca unutamadım. Hâlen o duyguları yaşamaktayım. Çünkü Bulgaristan’da bir bekçinin bile yanına sokulamıyorduk.”

Bursa’ya geldikten bir hafta sonra Ali Öztürk, Atatürk İlkokulunda “öğretmen vekili” olarak göreve başlamış ve bir dönem bu görevi sürdürmüştür. Sonra Ankara’ya giderek dönemin Büyük Millet Meclisi başkanı Refik Koraltan ile görüşerek öğretmenlik veya münasip bir iş talebinde bulunmuştur. Meclis başkanının ilgililere talimatı üzerine, aynı anda kendisi için hem öğretmenlik kararnamesi hem Bursa Ziraat Bankası’na atandığına dair kararname hazırlanmıştır. Ancak Bursa’ya döndüğünde öğretmen olarak Orhangazi’nin köylerine verildiğini öğrenince Ziraat Bankası Bursa şubesinde çalışmayı tercih etmiştir. 6 Ağustos 1951 tarihinde başladığı Ziraat Bankasındaki görevini 8 sene sürdürmüştür. Sonra bankadan ayrılarak bir emprime boya fabrikasında müdür olarak görev almıştır. 5 sene de burada çalıştıktan sonra kendi adına bir firma açarak toptan emprimecilik yapmıştır. 1994 yılında emekliye ayrılarak firmayı kapatmıştır.

Ali Öztürk’ün Bulgaristan’dan Bursa’ya hayat hikâyesini bu şekilde özetledikten sonra, 22 Aralık 2020 günü 97 yaşında vefat ettiğini iki ay sonra (20 Şubat 2021) öğrenmemiz üzerine; “Bulgaristan’dan Türkiye’ye RUMELİ’DEN BURSA’YA Hayatım ve Hatıratım* ismiyle yayına hazırladığımız hatırat kitabının birinci baskısı için “Hayır Hizmetlerine Adanmış 81 Yıllık Bir Ömür!..” başlığıyla kaleme aldığımız “Sunuş” yazımızın bir kısmının buraya alınmasının maksada uygun olacağını düşündük. Söz konusu “Sunuş”ta şu hususları dile getirmişiz:

“Ali Öztürk Bey, Bursa’da ikamet eden ve hatıralarını yazdırdığımız ikinci zattır.** Mümkün olduğu takdirde bu tür hatırat serisinin sayısını çoğaltmak niyet ve düşüncesindeyiz.

Özellikle son yıllarda (2002 ve 2003 yıllarında) karşılaştığımız hemen her yerde bir fırsatını bulup Ali Öztürk Beye de hatıralarını yazması için ısrar ettik. Fakat her defasında o:

“- Yok be yahu, ne yazacağız!? Ben yazamam, yazmaya değmez…” vb. şeklinde cevaplar verdi.

2003 yılının Haziran ayının sonunda muhterem eşlerini kaybetmesinin verdiği üzüntü ile bir müddet âdeta inzivaya çekilmişti. Bundan dolayı epeyce bir müddet kendisi ile görüşemedik. Nihayet Ağustos ayının bir Cuma gününde Ulucami’de kıldığımız Cuma namazı çıkışında cami avlusunda teklifimi yenilediğimde:

“- Tamam, yazacağım!..” dedi.

Fakat buna rağmen ancak aradan aylar geçtikten sonra eline kalemi alıp yazmaya başladı. (Müsvedde olarak kaleme aldığı hatıralarını biz düzenleyerek kitap hâline getirdik). Tahmin ediyorum onun hatıratını yazmaya karar vermesinde muhterem eşlerinin vefatının da etkisi oldu. Tabii başka sebepler de olabilir. Ancak kendisi herhangi sebep veya sebeplerle eline kalem almış olursa olsun, neticede aşağıda sıralanacak olan onca hayırlı hizmetin hatırat olarak satırlara dökülmesine ve gelecek kuşaklara birer ibret vesikası olarak sunulmasına vesile olmuştur. Doğal olarak biz de bu yazıdan son derecede mutlu olduk.

Bendeniz, kendisini ilk defa 1977 yılında görüp tanımıştım. O yıldan itibaren “asistan” olarak göreve başladığım Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü’ne yaptığı maddî ve manevi yardım ve destekleri vesilesiyle kendisini daha yakından tanımaya başladım. 1980’de kurulan Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü Vakfının “mütevelli heyeti üyeleri” arasında yer aldığını gördüm ve hizmetlerine şahit oldum. Sonraki yıllarda çeşitli vesilelerle kendisini daha yakından tanıma imkânım oldu. Gördüm ve anladım ki Ali Öztürk ağabeyimiz, sadece Yüksek İslâm Enstitüsü / İlâhiyat Fakültesi ile değil, daha Türkiye’ye geldiği ilk yıllardan itibaren çok sayıda dinî ve hayrî kuruluşların içerisinde “kurucu”, “yönetim kurulu üyesi” ve çoğunlukla da “başkan” olarak görev yapmaktadır. Onun bu hizmetleri benim üzerimde giderek artan oranda etki yaptı ve kendisine karşı daha çok saygı duymama sebep oldu. İşte bundan dolayıdır ki kendisinin hatıralarını yazması ve gelecek kuşaklara aktarması gerektiği konusunda ısrarcı oldum ve bunda da muvaffak oldum.

Hatıralarını okuduğunuz zaman sizler de anlayacaksınız ki; Ali Öztürk Bey ve arkadaşlarının yaptıkları hizmetler, yöntem olarak, devlet adamları ile işbirliği içerisinde gerçekleştirilen faaliyetler zinciri veya bir başka ifade ile devlet-millet kaynaşmasının birer örneği olarak özetlenebilir. Gerçekten de onlar Allah rızası için yaptıkları bunca hayrî hizmeti, devletle veya devlet adamları ile ters düşerek, onlara kafa tutarak veya onlara rağmen değil, onlarla işbirliği içerisinde yürütmeyi, bir anlayış ve yöntem olarak benimsemiş ve bunda da başarıya ulaşmışlardır. Bu anlayış ve yöntem, bundan sonra hayrî hizmetler yapmak isteyen insanlarımız için de bir örnek olabilir diye düşünüyorum. Elbette ki devlet adamları ile doğrudan işbirliği içerisine girmeden, -biraz da hizmet alanının özelliği gereği- yalnızca ve müstakil olarak halk kesimi ile işbirliği hâlinde hizmet yapan çok muhterem insanlarımız ve kuruluşlarımız da vardır. Onların hizmetlerini de saygı ve takdirle karşılamamak mümkün değildir. Ancak; “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” mantığıyla hareket edilirse Ali Öztürk ve arkadaşlarının hizmet anlayışlarını, bahsettiğimiz yol ve yönteme öncelik ve ağırlık verilerek gerçekleştirilmiş hizmetler olarak nitelendirmemiz mümkündür.

Ali Öztürk Beyin hatıralarını kitaplaştırmak suretiyle bendenizin yaptığı ise kendisi ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen bunca hayrî hizmete karşılık “küçük bir hayrî hizmet” veya katkıdır… Umarız, bu hatıralar insanlarımız arasında gereken ilgiye mazhar olur ve gelecek kuşaklara hayrî hizmetler yapma konusunda yeni yeni fikirler ilham eder.

Hatıralarını kitaplaştırmaya çalıştığım Ali Öztürk Beyin, şimdiye kadar görev yaptığı dernek ve vakıflarla ilgili bazı bilgi ve belgeleri bu güne kadar titizlikle korumuş olması hem kendisinin ve hem de benim işimi kolaylaştırdığı gibi, yazılanları da daha bir güvenilir hâle getirmiştir. Ancak şunu da kaydetmeliyim; ben hatıraları kitap hâlinde düzenlemeye çalışırken bazı konuların iyice açıklığa kavuşması ve anlaşılır hâle gelmesi için zaman zaman kendisinden ek bilgiler ve belgeler istemek durumunda kaldım. O da üşenmedi, gerek kendi dosyalarından ve gerekse görev yaptığı dernek veya vakıflardan bilgiler, yazışma örnekleri ve resimler buldu. Ben ise bunlarla da yetinmedim, bilhassa İmam-Hatip Okulu / Lisesinin yapılışı ile ilgili bazı bilgi ve belgelere, yazışma örneklerine ulaşmak amacıyla İsmail Hakkı Tekkesindeki “İmam Hatip ve İlâhiyat Öğrencilerine Yardım Derneği”nin tozlu arşivlerine girdim. Orada görevli bazı arkadaşların da yardımlarıyla, 1950’li ve 1960’lı yılların dosyalarını karıştırmak suretiyle ek bilgilere ve belgelere ulaştım ve onlardan bazılarını burada kullandım. Bütün bunlar anlatılanların belgelerle desteklenmek suretiyle daha güvenilir hâle gelmesi amacıyla yapılmıştır. Çünkü bu bilgi ve belgeler, sadece bir hatırat kitabında yayınlanmış olmakla kalmayacak, aynı zamanda bir devire ışık tutacak niteliktedir.

Burada şunu da ifade etmek isterim: Ülkemizde daha nice Ali Öztürkler var… Onlardan kimileri Hakka yürüdü, kimileri ise hâlen hayattadır. Gerek İlâhiyat fakültelerinde ve gerekse çeşitli hizmet alanlarında görev yapan meslektaşlarımızın veya bu tür konulara ilgi duyan insanlarımızın çevrelerinde bulunan böylesine hayır ve hizmet ehli olan kimseleri teşvik ederek onlara hatıralarını yazdırmaları gerektiğini düşünüyor ve bunun gerekliliğine de inanıyorum. Biliyoruz ki o muhterem insanlar, hizmetlerini “Halka hizmet, Hakka hizmettir.” anlayışıyla ve herhangi bir maddi karşılık beklemeksizin sırf Allah rızası için yapmışlardır. Öyle ise bizlerin yapması gereken de -bu zatların kendilerinden veya herhangi bir kurum ya da kuruluştan maddi menfaat beklemeksizin- onların yaptıkları bunca hizmetlerin “hatıralar” olarak tarihe mal edilmesinde kendilerine fikren ve fiilen yardımcı olmaktır, diye düşünüyorum.

Cemiyet Hayatı ve Hizmetleri;

Üstte verdiğimiz bilgi ve yaptığımız açıklamalardan sonra Ali Öztürk Beyin Bursa’da üstlendiği cemiyet / dernek ve vakıf faaliyetlerini maddeler hâlinde sıralayalım:

  1. Göçmenlere Yardım Derneği olarak göçmenlerin haklarının temini ve bir an evvel meskenlerinin yapılması konusunda faaliyete başlamışlar, 1953’te Hürriyet mahallesinde 350 adet, 1954’te İstiklal mahallesinde 400 adet evin yapılmasını ve sahiplerine teslimini sağlamada öncülük yapanlardan olmuştur,
  2. Bir grup arkadaşıyla bir araya gelerek 1955 yılında Hürriyet ve İstiklal mahallelerine bir cami yaptırmak üzere dernek kurmuşlar ve iki senede inşaatını tamamlayarak ibadete açılmasını sağlamışlar. Cami inşaatının tamamlanmasından sonra dernek tüzüğünde değişiklik yaparak adını: “Hürriyet ve İstiklal Mahalleleri Camii ve Kur’an Kursu Yaptırma ve Yaşatma Derneği” olarak değiştirmişler ve bu şekilde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir,
  3. 1957 yılında Hürriyet ve İstiklal Mahallesi Okul Yaptırma ve Yaşatma Derneğini kurmuşlar, inşa ettikleri okulun açılışını 1964 yılında gerçekleştirmişlerdir,
  4. 1957 yılında Hürriyet ve İstiklal Mahallesi Güzelleştirme Derneği kurup gerekli faaliyetleri yürütmüşlerdir,
  5. Adalet Mahallesi Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneğini kurmuşlar, yapılan cami 1964 yılında ibadete açılmıştır,
  6. 1961-1981 yılları arasında 20 yıl boyunca Bursa Çocuk Esirgeme Kurumunun yönetiminde bulunmuş ve hizmet yapmıştır,
  7. 26.03.1963 günü yapılan Bursa İmam Hatip ve İlâhiyat Öğrencilerine Yardım Derneği’nin Olağan Yıllık Genel Kurul Toplantısında -kendisi bulunmadığı hâlde- gıyaben yönetim kurulu üyeliğine seçilmiştir. Bu durumu kendisi için; “Allah’ın bir lütfu olduğunu düşünmüş” ve ilk yıl sekreter olarak görev yapan Ali Öztürk ikinci yıldan itibaren derneğin başkanlık görevini üstlenmiş ve 18 sene boyunca görev yapmıştır. Buradaki görevi döneminde Bursa Bölge İmam Hatip Okuluna 600 kişilik yurt binası, öğrenciler için tatbikat camii yapılmasına öncülük yapmışlardır,
  8. İsmail Hakkı Kur’an Kursu’nda hafızlığa çalışanlara maddi ve manevi destek sağlamışlardır,
  9. 1981 yılında İmam Hatip Lisesi Vakfı’nın kurucuları arasında yer alarak Yıldırım ilçesinde 200 kişilik yurt binası ve Nilüfer Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin yapılmasında yardımcı olmuşlardır,
  10. İlâhiyat Öğrencilerine Yardım Derneği olarak Bursa’da Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılmasında yardımcı olmuşlardır. 1975-1976 öğretim yılında Geçit köyünde bir ilkokul binasında öğretime başlayan Yüksek İslâm Enstitüsü, aynı öğretim yılının ikinci yarısında İpekçilik Araştırma Enstitüsü binasına taşınmıştır. 7 bin metrekare olan bu yerin dinî eğitimde kullanılmak üzere alınması ve Millî Eğitim Bakanlığı’na teslimini sağlamışlar; Yüksek İslâm Enstitüsünün 1982’de İlâhiyat Fakültesine dönüştürülerek Uludağ Üniversitesine bağlanmasından bir yıl sonra (1983’te) buradan ayrılıp Fethiye köyündeki / mahallesindeki yeni yerine taşınınca İpekçilikteki binanın İmam Hatip Lisesine devrine vesile olmuşlardır,
  11. Yüksek İslâm Enstitüsü için yeni binanın yapılması amacıyla Fethiye’de 50 dönüm arazi teminine çalışmışlar, binasının yapımında yardımcı olmuşlardır,
  12. Yüksek İslâm Enstitüsü Vakfı’nın kurulması ve sonra da Bursa İlâhiyat Vakfı’na dönüştürülmesinde görev almış, uzun yıllar vakfın 2. başkanlığı görevinde bulunmuştur,
  13. Bursa Erkek Lisesi Öğrencileri Koruma ve Yaşatma Derneği’nin 1970 yılında yapılan kongresinde -kendisi bulunmadığı hâlde- katılımcılarca Ali Öztürk yönetim kuruluna seçilmiş, 6 yıl boyunca derneğin yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuştur,
  14. İmam Hatip ve İlâhiyat Öğretimine Yardım Derneği olarak Yüksek Mimar Mühendis Ömer Kirazoğlu’na Kültürpark için küçük bir mescit projesi hazırlatmışlar, bütün masrafları dernek tarafından karşılanan mescit 1970 yılında ibadete açılmıştır. İlk yapılışında minaresiz olan mescide sonradan minare de ilave edilmiştir,
  15. Projesi Yüksek Mimar Mühendis Ömer Kirazoğlu tarafından hazırlanan ve 1979’da temeli atılan ve iki yıl içinde ibadete açılan 2.000 cemaat kapasiteli Organize Sanayi Camii Derneği’nin yönetiminde görev yapmıştır,
  16. 1985 yılında Bursa’da Aydınlar Ocağı’nın kurucuları arasında görev almıştır,
  17. 1973 yılında Şehreküstü Camilerini Koruma ve Yaşatma Derneği adıyla bir dernek kurulmuştur. 1445 yılında yapıldığı belirlenen ahşap cami zamanla rutubetli ve harap vaziyete gelmiştir. 1978 yılında gerçekleştirilen Dernek Yönetim Kurulu seçimlerinde Ali Öztürk de yer almıştır. Mehmet Yaren’in başkanlığındaki dernek, 1984 yılında eski ve küçük camiyi yıkarak yeni ve büyükçe bir cami, altına da 500 kişilik konferans salonu inşa etmişlerdir. Daha önce yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Ali Öztürk, 1996 yılından itibaren dernek başkanlığını yürütmüştür,
  18. 1991 yılında Mudanya Güzelyalı Çayırbaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği kurucuları arasında yer almış, dernekte başkan yardımcısı ve sonra başkan olarak görev ifa ederek 2 sene içinde ibadete açılmasını sağlamışlardır,
  19. Şehreküstü’den Kent Meydanına doğru giden, eski adı Fomara yeni adı Fevzi Çakmak Caddesi olan ve Haşim İşcan Caddesiyle kesişen yerde (sağ köşede) Sülûkî Camii olarak bilinen 70-80 cemaat kapasiteli küçük bir cami vardı. Camiin hemen alt kısmında ünlü Türk büyüklerinden Doğan Bey’in kabri bulunmakta idi. Bu cami ve Doğan Beyin kabri trafik sıkışıklığına sebep olmakta idi. Bir grup arkadaşıyla birlikte Ali Öztürk 1991 yılında “Doğanbey Camii Yaptırma Derneği”ni kurmuşlar. Eski Eserler ve Anıtlar Kurulunun cami ve minaresinin aynı ebatta yapılması şartıyla caminin nakline onay vermesi üzerine 150-200 metre kadar aşağı kısmına aynı ebatta cami yaparak ibadete açılmasını sağlamışlardır,
  20. Bursa Nilüfer Müftülüğü’nde Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti üyesi olarak hizmette bulunmuştur,
  21. 1966’da kurulan Bursa Müftülüğü Yaptırma ve Yaşatma Derneği yönetiminde görev almış, Şehreküstü Müftülük binasının yapımına İmam Hatip ve İlâhiyat Öğrencilerine Yardım Derneği olarak katkı sağlamak suretiyle Ocak 1974’te kullanıma açılmasını sağlamışlardır,
  22. 1985 yılında Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin (BALGÖÇ) kurucuları arasında yer almış, başkanı Mümin Gençoğlu olan dernekte 15 sene boyunca 2. başkan olarak görev yapmıştır,
  23. 1987’de kurulan Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu’nun kurucuları arasında yer almış ve 15 sene 2. başkan olarak çalışmıştır.

Bütün bunca faaliyetlerin içerisinde olan Ali Öztürk’ün yeri ve zamanı geldikçe Cenâb-ı Hakk’a sürekli hamd ettiğinin şahitlerinden biri bu satırların yazarıdır. Kendisinin bütün bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaptığından eminiz. Zaman zaman; “Cenab-ı Hak bizi imtihana tabi tuttu, inşallah kazanmışızdır. Netice olarak; bir ömür boyu bu faaliyetlerde bulunmaktan dolayı Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum. Bu hizmetlerin ifasında bizlere güvenen, yardım ve desteklerini esirgemeyen hayırsever vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Ayrıca yardım ve desteğini esirgemeyen devlet erkânına ve bütün resmi kuruluşlarımızın temsilcilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Rabbim lütfetmese, hayırsever vatandaşlarımızın ve devlet erkânının yardım ve destekleri olmasaydı bunca hizmeti başarmamız mümkün değildi. Allah Teâla, yardım ve desteklerini esirgemeyen cümlesinden razı olsun.” ifadelerini kullandığı da hatırımızdadır.

 

Ehl-i Kur’an olarak Ali Öztürk;

Hayatını ve hizmetlerini kitaplaştıran ve vefatı üzerine bu satırları kaleme alan bir kişi olarak Ali Öztürk’ün bir ehl-i Kur’an, Kur’an âşığı ve elinden Kur’an’ı düşürmeyen bir zat olduğunun şahitlerinden biri olduğumu ifade etmek istiyorum. Kendisini nerede ve ne zaman görsem -şayet başka işi yoksa- mutlaka elinde Kur’an vardı. 2000’li yıllarda hafta sonları bir arkadaşının bürosuna gelmekte ve orada vakit geçirmekte idi. Çarşıya çıktığım zamanlarda Ali Öztürk Bey’in orada olacağını düşünerek gittiğim zaman, yönü pencereye dönük, -şayet mevsim kış ve hava soğuk ise dizlerini kalorifer radyatörüne dayamış vaziyette- Kur’an okurken görürdüm. Sessizce büroya girer, arka taraftaki sandalyeye oturarak kendisini seyrederdim. Okuduğu cüzü tamamlayıp Kur’an’ı kapatırken beni fark ettiğinde tebessüm ederek bana bakardı. Sonra çay içip sohbet ederdik. İşte böyle bir günde “Mustafacığım, aramızda kalsın, 580. hatmimi tamamladım” demişti. Kim bilir vefatına kadar hatimlerini belki de 1000’e tamamlamıştır.

 

Üzüntümüz ve hayıflanmamız;

Bulgaristan’dan gelip yarım asrı aşkın bir zaman içinde bunca hizmette bulunan Ali Öztürk Ağabeyimiz 22 Aralık 2020 tarihinde 97 yaşında sessiz sedasız bu dünyaya veda etmiştir. Ne yazık ki hayatta ve her biri yetişkin insanlar olan iki oğlu ve bir kızından hiç biri; Covid19 olarak nitelendirilen salgın virüs sebebiyle mi yahut bilmediğimiz başka bazı sebeplerle mi vefatını yakın çevrelerine dahi bildirmemişlerdir. Vefatının üzerinden iki ay geçtikten sonra Osmangazi Kent (Hamitler) Mezarlığına defnedildiğini dolaylı yollardan öğrenebildik ve üzüldük, hayıflandık… Yıllarca hizmet verdiği İmam Hatip camiası, İlâhiyat camiası, başkanlığını yaptığı vakıf ve dernek mensupları ve hayatını kitaplaştıran bu fakir, muhterem Ali Öztürk’ün vefatından haberdar edilseydi herhâlde çok iyi olurdu. Böylece sağlığında hizmetlerine tanık olan binlerce insan bir vefa göstererek ona karşı son görevlerini yapmak isterler ve hayırla anarlardı…

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn…”

Sözün burasında ister istemez Yunus Emre’nin şu dörtlüğü akla gelmektedir:

Bir garip ölmüş diyeler,

Soğuk su ile yuyalar,

Üç günden sonra duyalar,

Şöyle garip bencileyin…

Biz maalesef üç gün sonra değil, iki ay sonra dolaylı yollardan hizmet ve Kur’an ehli o muhterem zatın vefatından haberdar oluyoruz… Üzülmemek ve hayıflanmamak elde mi?

 

Vefatı üzerine düşülen tarih:

Vefat haberini kendisine ilettiğimiz çok değerli kardeşimiz Mustafa Kara, muhterem Ali Öztürk’ün vefatına bir tarih düşüp bize göndermiştir:

Mütevâzi, himmetli,

Cömert ve merhametli,

Geldi dört kutub dedi:

“ALİ ÖZTÜRK RAHMETLİ”   1442

*

Yüce Rabbimiz, bunca hizmete katkıda bulunan merhum Ali Öztürk Ağabeyimize rahmet eylesin, kabri cennet bahçelerinden bir bahçe, ebedi âlemde makamı âli olsun… (Âmin…)

 

Dipnot:

* Ali Öztürk’ün hayatı ve hizmetleri hakkında geniş bilgi; Mustafa Öcal tarafından kaleme alınan ve iki defa basımı gerçekleştirilen; “Bulgaristan’dan Türkiye’ye RUMELİ’DEN BURSA’YA Hayatım ve Hatıratım” (Düşünce Kitabevi Yay. İstanbul 2008) isimli kitabında mevcuttur.

** İlk defa, Bayram Sarıcan Bey tarafından kaleme alınan ve Ağustos 2003 tarihinde “1930’dan Günümüze BURSA’DA DİNÎ HAYAT Gördüklerim-Duyduklarım-Yaşadıklarım” adıyla Düşünce Kitabevi Yayınları arasından çıkan hatıraları yayına hazırlamıştım. İkinci defa Ali Öztürk Beyin hatıralarını kamuoyunun bilgi ve ilgisine sunmaktan ve yakın tarihimizde Bursa’da gerçekleştirilen din eğitimi ve öğretimi alanındaki hizmetlerle ilgili tarihe bir not düşülmesine vesile olmaktan dolayı son derecede mutluyum.

Önceki İçerikMevlid ve Değişim
Sonraki İçerikİstiklâl Marşı’nın 100. Yılına Tarih
Mustafa ÖCAL
1949 yılında Yozgat'ta dünyaya gelmiştir. 1971 yılında Kayseri Sümer Lisesini ve 1974 yılında Kayseri Yüksek İslam Enstitüsünü bitirmiştir. Doktorasını 1983 yılında, Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde "XIV. Yüzyıl Osmanlı Kültüründe Tasavvuf ve İslamiyet Bütünlüğü" konulu tezi ile tamamlamıştır. 1989 yılında aynı üniversitede Din Eğitimi ana bilim dalında yardımcı doçent olmuştur. Öcal, 2016 yılında emekli olmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here