Gıybet Nedir?

0

Gıybet, bir kimsenin ya da bir nesnenin yokluğunda, ifşâ amaçlı beyanda bulunmak demektir. Gıybet, Kur’ân lisânı Arapça’da ortadan kaybolma ve hâzırda bulunmama anlamına gelen “gâbe” kökeninden gelir. Gıybet yapan bir kimsede başlıca iki kötü huy bir araya gelmiştir: 1. Başkasının yokluğunu fırsat bilme 2. Başkasını ifşâ etmekten kendini alamama. Birinci durumda kişinin ahlakî problemi, hakikatlerle ve durumlarla yüzleşememe zayıflığına bağlıdır. Bu kişi hikmetin tanımı gereği olan, “şeylerin hakikatlerine dair Allah’ın yardımı ile bilgi sahibi olma” yolculuğunda bulunmadığı için, nesneler ile arasında Cenâb-ı Hakk’ın kendisine tevdi ettiği bilme gücünü (ilim) kullanarak doğrudan bir bağ kuramamaktadır. Dolayısıyla da nesnelerin yüzünden (vech/ayn) değil, arkasından ve yokluğundan yararlanarak onlarla ilgilenmeye çalışmaktadır. Bundan ortaya çıkmaktadır ki gıybet, kesinlikle bir idrâk zaafiyetidir.

İkinci durumda ise -ifşâ-, gıybet yapan kişide kendi kendisiyle hesaplaşamama zaafiyeti vardır. Gıybetçi kişi herhangi bir konu hakkında, kendisine sorulsun ya da sorulmasın, mutlaka beyanda bulunma zaruretini daimî olarak hisseder (Gerçek ilim sahipleri bunun için Allah’tan korkarlar: “İnnemâ yahşallâ min ibâdihî’l-ulemâ”, Fâtır 35:28). Fikir beyan etmeden kendini bir türlü alamaz. Sessiz kalamaz. Murâkabeye dalamaz. Başkalarının kendi hakkındaki fikirlerine devamlı surette müdahale etmek ister. Böylelikle sağlam bir “imaj” kurabileceğini düşünür. Ne var ki bu imaj, modern tabirle karizma, Cenâb-ı Hakk’ın da işaret buyurduğu üzere bir örümcek ağı mesabesindedir(: Ankebut 29:41).  Kendi sözleri ile dirlik ve düzeni getireceğini vehmeden gâfil, kaderin sırrından fersah fersah uzaktadır.

Gıybetin kişilik eksikliğinin bir yansıması olması dolayısıyla, hak yolun tarikatleri seyr-i sulûka giren bir kimseye ilk olarak gıybeti bırakmayı şart koşmuşlardır. Bununla amaç, yukarıda bahsedilen iki ahlaki zaafiyetin önünü almak ve kişiye şahsiyet kazandırmaktır. Önce “ben” olabilmelidir ki insan, sonra yolculuğa çıkabilsin. Cenâb-ı Hakk’ın ahlakı güzelleştirmeye dair kullarına buyurduğu tüm güzel işler, onların karakterlerinin daha sağlam olarak yerleştirilmesine matuftur. Bu minvalde Allah, gıybetin ölü eti yemek gibi olduğu teşbihini gündeme getirmiştir. Bunun anlamı, gıybetin Allah’ın insana bahşettiği canı/ruhu hesaba katmayan birisinin, aşağılık dünya ve onun bir ürünü olan ceset ile çirkin bir şekilde hemhâl olmasının önüne geçmektir. İnsana ruh sahibi olarak değer vermenin ne demek olduğunun bilincinde olan birisi, ölüye yaklaşır gibi insana yaklaşmayacaktır. Buradan, insana ruhun bahşedildiğini idrak eden birinin gıybet yapmaması gerektiği sonucu çıkar. Yine buna bağlı bir hikmetle, Allah ve Resûlü’nün bize aktardığı vahye dayanan bilgide gıybet, zinadan daha şiddetli bir günah sayılmıştır. Her iki günahta da insan bedenine şeriatin izin verdiğinin dışında karışmak söz konusudur.

Müzekki’n-Nüfûs isimli eserinde İznikli Eşrefoğlu Rûmî şöyle der: Gıybet dört türlüdür. Biri küfürdür, ister az olsun ister çok. Biri nifaktır, yani nifak ile söylemektir. Biri günahtır ve biri de mübahtır. Küfür olan şunun gibidir ki, gıybet edip dururken “gıybet etme!” denildiğinde “gıybet değildir, gerçeği söylüyorum” denilir. Haberi yoktur ki gıybet denilen şey, bir kişi hakkında sevmediği gerçek şeyleri söylemektir. Yalan söylemek ise bühtandır. Bu kişi ise “gıybet değildir” demiş olmakla gıybeti helal görmüş olur. Allah Teala’nın gıybet dediğine “gıybet değildir”, demiş olur. [Burada bir cüret vardır]. Kâfir olur neûzu billah! Gıybetin biri de nifaktır. Bu da gıybet ettiği kişiyi insanlara bildirmeyip içinden geçirmektir. İnsanlara güya kastettiği kişinin ismini söylememiş olur. Bununla gıybetçi, kendini bir zâhid ve sâlih olarak tanıtmak ister. Halka böyle davranan kişi Hak Teala katında münafıktır. Zira nifakla gıybet etmiştir. Bir çeşit gıybet de günah olan gıybettir. Kişi, birinin ya da bir cemaatin gıybetini eder ve adını aşikar söyler. Gerçek ne ise onu söylüyoruz, der. Mübah olan gıybet ise, fâsıklar/günahkarlar hakkında gıybet etmektir. Açıkça günah işleyen kimlerdir, onları tayin eder, öteye beriye söyler. Veyahut da işini ortaya döktüğü kişi ehl-i bidat olur [Bidatin önüne geçmek ister].

Eşrefoğlu bunları söyledikten sonra sözlerini şöyle bağlar: Talipler dillerini tutmalı, kimseyi zemmetmemelidirler. Çünkü mübah olarak sayılan gıybette şeriatın halk nezdinde izzetini koruma amacı vardır; bu vazifeyi kendi üstünde görmek için öncelikle buna salahiyeti olduğuna tam olarak kani olmak gerekir [İmaj korumanın, şeriate hizmet olduğunu düşünmek bir şeytan aldatmasıdır]. Gıybet ya da bühtan edip amelleri hebâ-i mensûr etmemek gerekir. Talipler ömürlerini zikrullah ve ibadet ve taate sarf ederler. Kişinin amelini zayi eden ve Hak Teala tarafına yönelmesini engelleyen çoğunlukla başkaları hakkında konuşmaktır. “Sumt (susmak) ile ağzını bağla göresin Hakkı ayân / Gözü bağı bu cihan halkının ağzıdır hemân”. Muhyiddin Arabî, “es-samtu yûrisu marifetallâh” (Suskunluk insana marifetullahı getirir) demiştir. Resûl-i Ekrem sallalahu aleyhi ve sellem, “Susan kişi, Allah hakkında câhil olmaktan kurtulur” buyurmuştur.

“Arifi gördüm ki sözü söylemez / Değme bir söze cevabı eylemez

Ger yürüye ger yata ger uyuya / Bir nefes hâşâ ki beyhûde vere

Uykusundan uyanır Allah der / Her nefes kim vere yâ Rab der”

Önceki İçerikİstiklâl Marşı’nın 100. Yılına Tarih
Sonraki İçerikSüheyl Ünver
Veysel KAYA
Aslen Trabzon/Arsin’li, 1982 Bursa doğumlu. 2003’te Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 2005’te araştırma görevlisi olarak girdiği Uludağ İlahiyat’ta 2015 yılına kadar çalıştı. 2015’te İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne İslam Felsefesi departmanında ders vermek üzere intisap etti. Hâlen burada öğretim üyesi olarak bulunmaktadır. Çalışmalarından bazıları: İbn Sînâ’nın Kelâma Etkisi (OTTO, 2015); Felsefe ve Vahiy: Said b. Dâdhürmüz’ün Felsefî Risâleleri (KLASİK, 2018).

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here