Ebedî Aydınlığa Giden Çocuk

0

أعوذ برب الفلق

ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ. بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ

Sabahın Aydınlığının Rabbine sığınırım!

“Ona, “Cennete gir.” denildi. “Rabbimin beni bağışladığını ve ikrama nail olanlardan kıldığını keşke kavmim bilseydi!” dedi.”

(Yâsîn 26-27)

*

Çocuktum, henüz küçücüktüm; Gazze sokaklarında koşar oynardım, kimsenin tavuğuna kış demişliğim, horozuna taş atmışlığım yoktu.

Bir gece oldu ne olduysa. Karanlıktı her taraf, tepeme bir ateş düştü. Işıdı bir an her yer, sonra karanlığa gömüldü, binalar çöktü, herkesler öldü. Enkazın altında yumdum gözlerimi, kırarak dizlerimi, söyledim en son sözlerimi…

Açtığımda gözlerimi, aydınlıktı her yanım. Önce ateşin aydınlığı sandım. Gözlerimi kapattım, tekrar açtım. Gene aydınlıktı, hem de pırıl pırıl, sular akıyordu şırıl şırıl. Bir bahçenin tam ortasında, bir havuzun en serin kenarında, buldum kendimi Rahman’ın ebedî aydınlık ortamında.

Sizler küçük ışıkların insanları. Vahşetinizle kıskandırdınız vahşi hayvanları. Onlar sizin yanınızda o kadar masum ki işleyemezler asla böyle bir cinayeti. Bu vahşetinizle celladınız olan Hitler’i, yakalarsınız en kısa zamanda belki. Hatta onu da geçersiniz sanki. Ama akıbetiniz Nazilerin akıbeti illaki.

Benim ışığımı söndürdüğünüzü sandınız küçük ateşinizle. Gözünüzde büyüttüğünüz bombalarınızla, mermilerinizle. Bizi üzeceğinizi sandınız dam başında oynak hâlinizle. Hadi dünyayı kandırdınız diyelim ikiyüzlülüğünüzle. Yarın hesap günü ne diyeceksiniz? Kanlı elleriniz, herkesi sokan dilleriniz, kin nefret dolu kalpleriniz… Cehennemin dibine gireceksiniz.

 Bir de susanlar, köşe bucak pusanlar, zorda kaçanlar, fırsat kollayanlar, ucuz kahramanlar… Hele o Nazi artıkları, çekmişler gönderlerine zalim bayrakları; unutturacaklarını zannediyorlar gaz odalarını, Holokost zindanlarını, dünya harbi katliamlarını…

Ama o çırpınanlar, sesleriyle, sözleriyle destek çıkanlar, gönülden duaya duranlar, uykusunu bölüp teheccüde kalkanlar, kunut dualarıyla Rahman’a el açanlar… Bunlar işte bir gün benim aydınlığıma katılacaklar.

Değil bu aydınlık, öyle bir yanan bir sönen, sabah doğup akşam batan, gece görünüp gündüz kaybolan… Bunu anlayamaz gözünü kapatmış, kulağını tıkamış olan; kalbi katılaşmış, vicdanı kararmış, içi zift kaplamış…

Şehit düşenin aydınlığıdır bu. Yüce Rabbimin muştusu, şehidin coşkusu: “Keşke bilseydi kavmim diyordu, nasıl bağışlanıp ikrama kavuştuğumu.”

Sizin olsun geçici ışıklarınız ey kâfirler! Anlık aydınlığa sevinen ebedî müflisler, bir durup bir yürüyenler, korkudan dizleri titreyenler, sefih akıllarının ardından gidenler, buz kesmiş vicdanlarını gizleyenler, kalplerini günah karası bürüyenler, mazluma diklenip zalimin önünde sürünenler, Aksa’nın duvarının dibinde görünenler, kanlı ellerini mabede sürenler, rahatları bozulmasın diye iki yüzlerini aynı anda sergileyenler!

 Benim aydınlığım bana yeter! Rabbimin ikramıdır bu. Ne kaybolur ne söner, ne azalır ne biter, her yana erer, herkese yeter… Yeter ki kul istesin, iman etsin, hidayete ersin.

Buradayım kardeşlerim. Sizin de geleceğiniz yerde. Bekliyorum sizi, eninde sonunda gelmenizi, benim gibi gülmenizi, görmek istiyorum yüzünüzdeki sevincinizi.

Sakın ha üzülmeyin, hatta sevinin! İmanınız kalbinizde, ikrarınız dilinizde, azminiz olduğu sürece, sağlam iradenizle, kale gibi bedeninizle; siz âdeta Bedir’in cengâverleri, Tâlût’un yılmaz erleri. Allah’a dayanın, kopmaz ipine sarılın, sağlam kulpuna tutunun, ya şehit ya gazi, nasip olsun yeter ki, imanla vermek son nefesi.

Gelin, rahmete gelin, cennete girin, rızaya erin!

Eninde sonunda olacak olan budur, sakın ha üzülmeyin!

*

Bakın hele! Ne güzel demiş diyen, müminin iki hâline de sevinen:

“Sevinin Mehmedim başlar yüksekte

Ölsek de sevinin eve dönsek de

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet bizim elbet bizimdir

Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.” (Necip Fazıl)

Önceki İçerikFilistin’e Tarihler
Sonraki İçerikVefatının 38. Yılında Necip Fazıl Kısakürek
Cağfer KARADAŞ
1964 yılında Sivas merkez Kartalca köyünde dünyaya geldi. Kayseri İmam-Hatip Lisesini 1984, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 1989 yılında bitirdi. Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1991’de yüksek lisansını, 1997’de doktorasını tamamladı. 1992-1993 yıllarında alanı ile ilgili araştırma yapmak için 8 ay Şam’da bulundu. Türkmenistan Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 1999-2000 öğretim yılında ders verdi. 1999’da Yardımcı Doçent, 2004’te Doçent ve 2010 yılında Profesör unvanını aldı. 2012-2015 yılları arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine atandı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalında öğretim üyeliği görevini sürdürmekte.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here