Hakikatin Keşfi I

0

 

Perde açılmadan hakikat görülmez, hakikat görülmeden de anlaşılmaz. Bu görmeyi sadece baş gözüyle görmekle de sınırlandırmamak lazım. Zira baş gözüyle gördüğün kalbin ışığıyla aydınlanır, aklın hükmüne göre anlam kazanır. Bu yüzden perdenin açılması bazen dış dünyadaki somut varlıkların beş duyuyla en, boy ve derinliklerinin kavranması anlamına gelirken bazen de kalbin, aklın, vicdanın ve fikrin imkânlarıyla varlığı, mahiyeti ve özü keşfetmektir. Bir üçüncü yol ise, ilahî kaynaktan gelen haber bilgisidir. Bu, Kitap ve Sünnet bilgisidir. Bu bilgiyle duyu ötesindeki ve zahirin arkasındaki hakikatten haberdar olunur. Çünkü duyular, şeylerin bir yönünü, bir yönden kavrarken akıl kıyasla bütününü, kalp varlığını ve varlık nedenini, ilahî haber ise varlığın hakikatini kavramamızı sağlar.

Bir de duygular var. Bizi kıpır kıpır hale getiren, yerimizde durdurmayan, sürekli bir yerlere sürükleyen, gaz verip tozu dumana katan… Bu duyguları akıl freniyle gerekli yerde gerektiği kadar durdurmazsak ya yoldan çıkarız ya uçurumdan uçarız. Gerekli yerin ve gerektiği kadarın ölçüsü ilahi haberde saklıdır. Demek ki neymiş? Duygular harekete geçirir, duyular veri sağlar; akıl durmaya ve yürümeye karar verir; kalp ışık tutar ve önünü aydınlatır, ilahî haber ise ölçü koyar ve istikameti gösterir.

Duyguları öne çıkarmak kalbi perdeler, vicdanı kör eder, aklı karıştırır, fikri işlemez hale getirir; duyuları öne çıkarmak seni zahirin sığlığına mahkûm eder; aklı öne çıkarmak bencilliği, başına buyrukluğu ve istikametsizliği özendirir; kalbi öne çıkarmak ise duygu ve vicdan haramilerinin iştahını kabartır. Öyleyse üç temel bilgi kaynağı olan duyular, akıl ve ilahî haber eşzamanlı birlikte kullanılmalıdır. Bunun anlamı, beş duyunun verileri mutlaka vicdan ve akıl süzgecinden geçirilmeli, ilahî haber ölçüsüne vurulmalıdır. Böylece hareketin ve sükûnetin dengesi bulunur, yürümenin ve durmanın ahengi yakalanır; görev bilinir, bilinç gelişir, hedef çizilir, istikamet üzere yola girilir; azimetle gelen desteğe güvenilir; sonrası gözde pırıltı, kulakta müjde, kalpte sürur, her yer pür nur; ne geçmişe üzüntü ne gelecekten ürküntü…

Yeter ki, umut ve kaygı dengesini tuttur, kalbini güzelliklerle doldur, yolun ortasını buldur, emin ol varacağın yerin nimeti boldur, Sahibi senden hoşnuttur…

Bütün bu ölçüler kimseye haksızlık yapılmasın, kimse görünene aldanmasın, görünmeyen hakkında ahkâm kesmesin; algılar olguları şekillendirmesin, yalanlar dolaşıma girmesin, öz ile söz ayrı düşmesin; vicdan haramileri meydanı boş bulmasın, fırsatçıya imkân doğmasın, ortam sahtekârlar ve tamahkârlara kalmasın, hırslılar tepişip kanaatkârlar ezilmesin; garibanlar aç ve açıkta bırakılmasın, güçsüzler haksızlığa uğramasın, güçlüler zalim olmasın diyedir.

Önceki İçerikFelsefe Nedir? Felsefe Yapmayı Mümkün Kılan Apriori Şartların Neler Olduğuna Dair Bir Deneme -2-
Sonraki İçerikAmentü: Vahyin Süzgecinden Şiire Damıtılmış Felsefe II/I
Cağfer KARADAŞ
1964 yılında Sivas merkez Kartalca köyünde dünyaya geldi. Kayseri İmam-Hatip Lisesini 1984, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 1989 yılında bitirdi. Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1991’de yüksek lisansını, 1997’de doktorasını tamamladı. 1992-1993 yıllarında alanı ile ilgili araştırma yapmak için 8 ay Şam’da bulundu. Türkmenistan Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 1999-2000 öğretim yılında ders verdi. 1999’da Yardımcı Doçent, 2004’te Doçent ve 2010 yılında Profesör unvanını aldı. 2012-2015 yılları arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine atandı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalında öğretim üyeliği görevini sürdürmekte.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here