Çeyrek Asır Sonra Prof. Dr. Günay Tümer’i Anmak

0

 

22 Ağustos 2021 merhum Prof. Dr. Günay Tümer’in 26. ölüm yıldönümünü idrak ettiğimiz gündür. Bu çerçevede daha önce kaleme alınmış bazı metinlere dayalı özet bir anma yazısının hocamız için dua ve rahmet vesilesi olacağını düşündüm. Yirmi altı yıldır hâtıralarının canlı kalması sürekli gündeme gelen ferdî anlatımlar bir yana, her yıl mezarı başında okunan Kur’an ve yapılan dualara ilâve olarak biraz da bu tür yazılara ve daha başka anma etkinliklerine bağlıdır. Başta ailesi olmak üzere öğrencilerinin ve dostlarının kadirşinaslığı, bu uğurda her vesileyi değerlendirme niyet ve iradeleri umulur ki daha uzun yıllar onun hayırla yâd edilmesini sağlayacaktır.

 HAYATI

Günay Tümer’in kısaca hayatı söz konusu olduğunda, kendi öz ifadelerine başvurmak en doğrusudur. O, kendi hayatını/özgeçmişini ana hatlarıyla şöyle anlatır:

“Memleketim Kastamonu olmasına rağmen nüfusta göründüğü şekliyle 1938 Ankara doğumluyum. Gerçekte ise 1937’de doğmuşum. Orta tahsilimi Kastamonu’da tamamladım. 1957-58 öğretim yılında Ankara İlahiyat’a girdim. 1960-61 öğretim yılında mezun oldum. İmam-Hatip ve bazı ortaokullarda öğretmenlik ve idarecilik görevleri sonrası 1969’da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde Dinler Tarihi Asistanı olarak göreve başladım. 1974’te Doktoramı tamamladım. 1979’da Doçent oldum. 1985’in sonlarında Profesörlüğe yükseltildim. 1986 Şubat’ında Bursa İlahiyat’ta görev aldım. Hâlen aynı görevi sürdürmekteyim. Evli ve iki çocuk babasıyım.”

Kısa hayat hikâyesinin eksik kalan devamı onun Rabbine kavuştuğu bilgisidir. Bunu, ayrılık hüznüyle ve mecburen üçüncü tekil şahıs olarak ben tamamlamış oluyorum: Evet, Günay Tümer, 22.Ağustos 1995 (h. 1416) günü Kastamonu Araç yolunda geçirdiği elim bir trafik kazası sonucu 58 yaşında aramızdan ayrılmış ve Bursa’da Emirsultan Mezarlığı’ndaki istirahatgâhına tevdi edilmiştir.

 İNSANLIĞI

Çeyrek asır sonra bile Fakülte’nin ‘Günay Bey’i hâfızalarda hâlâ dipdiridir. Gündelik konuşmalarda, ilmî müzâkerelerde ona gönderme yapılıyor. Ailesi, meslektaşları/arkadaşları, dostları ve öğrencileri onu hayırla, özlemle anıyor. Nezâket ve zarâfeti, ülfet ve muhabbeti, güler yüzlülüğü ve hoşgörüsü, sözleri ve nükteleri ile sohbet konusu oluyor. Vefat yıldönümlerinde Emirsultan’daki kabri başında anılıyor…

Günay Tümer’in hoşgörülü, güler yüzlü bir insan olduğu üzerinde herkes birleşmektedir. Bana göre, onun kişiliğinin en temel tezahürü zarâfet ve nezâketiydi. O, başkalarının olamayacağı kadar zarîf, nâzik, kibar bir kişiliğe sahipti. Ancak kibarlık budalası değildi. Çünkü kibarlık, doğuştan getirilen ya da sonradan kazanılan yönüyle onda âdeta tabiat haline gelmişti ve iğreti değildi. Ayrıca, ondaki bu özellik özümsediği İslâm ahlâkının bir tezahürü olarak da değerlendirilmelidir.

Günay Tümer’in söz konusu özelliği genel insanî ilişkiler boyutu dışında hocalığına ve yönetme anlayışına da yansımıştır. Sanıyorum ki, öğrenci olsun meslektaş olsun bütün arkadaşlar/hocalar bu noktada benimle aynı görüşü paylaşırlar. O, gördüğümüz kadarıyla meselâ bölüm başkanlığı süresince hiçbir zaman âmirâne/otoriter bir eda takınmamış; ünlü deyimle ‘çatık kaş’ olmamıştır. Yönetme anlayışında insanî boyuta önem vermesi kimileri tarafından bir zaaf olarak görülse de, bana göre onun en büyük meziyetidir.

Bugünden geriye bakınca; hocamız Günay Tümer’i masasında otururken, önünde açık bulunan kitabın arasına ayraç koyup gelen misafirini ayakta karşılarken-uğurlarken yahut elindeki kalemi, anahtarları zarifçe hareket ettirirken görür gibiyim. İnsan olarak hangi hâlet-i rûhiye içinde olursa olsun, ne tür şahsî problemi bulunursa bulunsun karşılaştığı veya görüştüğü kişiye selâm verip güler yüz göstermek, hâl hatır sormak onun mümeyyiz karakteridir. Öğrencilerini ciddiye alıp şahsiyet kazandırdığı, çok içten ve cömert davrandığı, gerek öğrencilikle ilgili sorunlarını çözüme kavuşturma gerekse hayatın maddî-manevî zorluklarını aşma noktasında onlara yardımcı olduğu, hatta bir psikolog gibi konuşarak/tavsiyelerde bulunarak onları rahatlattığı söylenebilir. Ailesi ve çocuklarına karşı da çok şefkatli olduğu, mahallenin çocuklarıyla ve diğer insanlarla bile çok rahat iletişim kurabildiği anlatılan hususlardandır.

 İLMÎ KİŞİLİĞİ VE ÇALIŞMALARI

Günay Tümer, Bursa’ya intikal ettiğinde İlâhiyat Fakültesi’nin meslekten kıdemli ilk profesörü olmuş ve yıllarca Dinler Tarihi Anabilim Dalı ile Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü başkanlıklarını yürütmüştür. Yönetim kurulu üyeliği, dekan yardımcılığı ve üniversite senatörlüğü görevlerinde bulunmuştur. Yaşadığı idarî zorluklara, engellemelere rağmen Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin (DİA) hazırlık çalışmalarına katılmış; merkez ilim ve redaksiyon heyeti üyesi olarak katkısını hayatının son günlerine kadar sürdürmüştür. Şimdi o da merhum olan Prof. Dr. Ömer Faruk Harman’ın (ö. 2021) İSAM’ın çatı katındaki küçük odasını birlikte paylaştıkları, ortak çalışmalar yürüttükleri müşahedelerim arasındadır.

Günay Tümer’i farklı cepheleriyle derinden etkileyen üç örnek ve önder şahsiyet vardır: İlki, araştırma yöntemine ve başarılı karşılaştırmalarına hayran olduğu Bîrûnî; ikincisi, kendisinden özel dersler aldığı, dinî konularda hocam dediği ve manevî rehberliğini önemsediği Kastamonulu Mehmet Feyzi Efendi; üçüncüsü ise, modern anlamda akademik araştırmalarına yön veren hocası Hikmet Tanyu’dur. Özellikle dinî ve ilmî kişiliği, araştırma ahlâkı ve metodu bağlamında Bîrûnî’yi içselleştirdiği ya da kendisini onunla özdeşleştirdiği; Bîrûnî’nin araştırma, karşılaştırma ve tarafsız tenkit zihniyetini benimseyip uyguladığı söylenebilir.

Günay Tümer titiz bir ilim adamı, iyi bir hatip ve velûd bir yazardı. Dikkatli çalışan, inceden inceye araştıran, ele aldığı bir konuyu bütün ayrıntılarıyla ortaya koymayı, çepeçevre kuşatmayı hedefleyen bir bakış açısına sahipti. Uzun konuşur, uzun yazardı. Teorik çerçeveler çizmekten, fikir yürütmekten zevk alırdı. Alanında önemli çalışmalar yaptığı gibi, diğer alanlara da ilgi duyan geniş ufuklu bir entelektüeldi. Hemen her konuda söyleyecek sözü vardı. Onu, günümüz şartlarında nesli tükenmiş bir âlim/ansiklopedist olarak tanımlamak mümkündür.

O, bir ilim adamı olarak kendisinden bekleneni vermiş; ortaya koyduğu çalışmalar ve yetiştirdiği öğrencilerle Dinler Tarihi alanına önemli katkılar sağlamıştır. Din Bilimleri kavramı, Dinler Tarihi metodolojisi ve Dinler Tarihi dersleri üzerine problematik düşünerek çözümler üretmeye çalışmış; Türkiye’de Karşılaştırmalı Dinler Tarihi’nin öncüsü olmuştur. Hikmet Tanyu (ö. 1992) çizgisinde yetişmiş dinler tarihçilerinin oluşturduğu kurucu neslin ilk doktoralı akademisyeni sıfatıyla bilim çevresini etkilediği de bir hakikattir.

Günay Tümer’in Dinler Tarihi alanındaki ilmî çalışmaları kitaplar, telif-çeviri makaleler ve tebliğler, kitap tanıtma yazıları ve ansiklopedi maddelerinden oluşmaktadır. Kitapları Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları’ndan çıkmış; makaleleri ise ağırlıklı olarak Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi’nde yayımlanmıştır. Diyanet, Töre, İslâm, Milli Eğitim ve Kültür, İlim Teknik Kültür, İlim ve Sanat dergilerinde çıkan ilmî yazı ve konuşmaları da vardır. Bütün bu çalışmalarında başta Bîrûnî, Hz. Meryem ve Yehova Şahitleri olmak üzere din, dinin anlatımı, dinlerin öğretimi, din-toplum ve din-devlet ilişkileri, dinlerde dünya-âhiret dengesi, misyonerlik, doğu Hıristiyanlığı ve din bilimleri/dinler tarihi meseleleri ele aldığı başlıca konulardır. Metodolojik açıdan değerlendirilirse, özellikle akademik ilerlemeye konu olan eserlerinde tarihî, fenomenolojik ve karşılaştırmalı inceleme yöntemlerini bir arada başarıyla uyguladığı söylenebilir.

Kitapları; Bîrûnî’ye Göre Dinler ve İslâm Dini (Ankara 1975), Hıristiyanlıkta ve İslâm’da Hz. Meryem (Ankara 1996), Yeni Dokümanlar Işığında Yehova Şahitleri (Ankara 1987), Lise ve Dengi Okullar İçin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi: 1. Sınıf (Rami Ayas ile, Ankara 1982), İmam-Hatip Liseleri İçin Dinler Tarihi: 12. Sınıf (Abdurrahman Küçük ile, Ankara 1985), Dinler Tarihi (Abdurrahman Küçük ile, Ankara 1988) şeklinde sıralanabilir. Makalelerine birkaç örnek vermek gerekirse, doktora tezinin özeti mahiyetindeki “Beyrûnî’nin Karşılaştırmalı Dinler Tarihi Çalışmaları” (Beyrûnî’ye Armağan, Ankara: TTK Yay., 1974, ss. 209-230), “Çeşitli Yönleriyle Din” (AÜİFD, C. XXVIII, Ankara 1986, ss. 213-267), “Yehova Şahitleri Hareketi ve Bir Din Olup Olmadığı”, AÜİFD, C. XXVII, Ankara 1985, ss. 221-263), “Batı’da Din Bilimleri Kavramı ve Dinler Tarihi Çalışmalarında Metodoloji”, Günümüz Din Bilimleri Araştırmaları ve Problemleri Sempozyumu, Samsun 1989, ss. 139-149) vb. sayılabilir. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ne (DİA) yazdığı maddelerden de, “Budizm”, Bîrûnî”  (C. VI, İstanbul 1992), “Din (Genel Olarak Din)”, “Din (Din Bilimleri)” (C. IX, İstanbul 1994) örnek olarak zikredilebilir.

Son olarak Günay Tümer’in şahsiyeti ve dinler tarihçiliğine dair iki değerlendirmeye yer vereceğiz.  Bunların ilki merhum Prof. Dr. Şaban Kuzgun’a (ö. 2003) aittir. Ona göre Günay Tümer, “Dinler Tarihi’ni İslâmî perspektiften yorumlama noktasında” bütün arkadaşlarına rehberlik etmiştir. Hikmet Tanyu’nun bu yöndeki çabaları onun çalışmalarıyla istikrar bulmuş ve rayına oturmuştur. İslâm nokta-i nazarından bir iman ve ihlas âbidesi olan Tümer, “tarafsızlık adına, kendi inancını ihmal eden bir Dinler Tarihi çalışması anlayışı”nı geride bırakmanın milâdı sayılmalıdır. O, dinî hassasiyet ve İslâm’a hizmet aşkıyla dolu olmasına rağmen çalışmalarında son derece objektif kalabilmiştir. Çünkü araştırdığı konuyu tarafsız bir şekilde ele alabilecek ilmî şartları haiz bir kişiliğe/kimliğe sahiptir (Şaban Kuzgun, “Birunî’ye Göre Dinler ve İslâm Dini İsimli Çalışmasında Prof. Dr. Günay Tümer’in Metodu”, Dinler Tarihi Araştırmaları-I, Ankara 1998, s. 121).

İkincisi ise, Günay Tümer’in çok yakınında bulunmuş ve ortak çalışmalar yürütmüş meslektaşı Prof. Dr. Abdurrahman Küçük’ün değerlendirmesidir. O, Tümer’in alana katkılarını karşılaştırmalı çalışma, ilkel din anlayışının düzeltilmesi, doğrudan dinler tarihi alanı, yeni dinî hareketler konusu, Hz. Meryem ve mezarının Türkiye’de olması meselesi, yetiştirdiği elemanlar-tavsiye ettiği konular ve metodoloji gibi çeşitli açılardan ayrı ayrı başlıklar altında incelemiş; Sonuç’un ilk cümlesinde, “Günay Tümer’in eserlerinde ilim, din, kültür ve milli benlik analizi yer almaktadır” tespitinde bulunmuştur. Sonra, ilim adamlığı ve şahsiyet özellikleri bağlamında Tümer’i iyi bir araştırıcı, iyi bir tahkikçi, iyi ve samimi bir Müslüman, iyi bir mütefekkir, iyi bir vatanperver, iyi bir milliyetçi ve iyi bir dost olarak tanımlamıştır. Bununla da yetinmemiş; Günay Tümer’in Bîrûnî için yazdığı bir cümleyi bizzat Tümer’e uyarlayarak -bir kısmı tekrar da olsa- ikinci bir tanımlama yahut nitelemede bulunmuş ve şöyle demiştir: “Tek cümleyle o, bütün yönleri düşünülürse dindar bir ilim adamı, dindar bir profesör, dindar bir Türk beyefendisi, iyi bir ilim aşığı, araştırıcı, örnek bir ağabey, iyi bir aile reisi, iyi ve samimi bir dost, iyi bir Dinler Tarihçisi, iyi bir metod üstadıydı. Onun kişiliği, dinî yönü olanlara ilmî alanları, ilmî yönü bulunanlara dinî hayatı öğütleyebilecek düzeydedir” (Abdurrahman Küçük, “Prof. Dr. Günay Tümer: Eserleri ve Türkiye Dinler Tarihine Katkıları”, Dinler Tarihi Araştırmaları-I, Ankara 1998, ss. 119-120).

Günay Bey, eserinde Bîrûnî için, “XI. asırdan bize bakmaktadır” cümlesini kurar.  Yukarıdaki uyarlamayı sürdürerek biz de, kendisi için, “çeyrek yüzyıl öncesinden bize bakmaktadır” şeklinde bir cümle kurabiliriz…

Ruhu şâd olsun!

VEFÂTINA TARİH

Birlikte ne saâdet geçti nice yıl gün ay,

Sonra o acı haber, vakit tamam, Allah hay,

Hâtiften bir ses gelip söyledi tarihini:

“Bin dört yüz on altıda göçtü cihandan Günay”.

1415+1=1416

 

Önceki İçerik10 Muharrem
Sonraki İçerikHüseyin Aydın Hoca’nın Ufülüne Tarih
Süleyman SAYAR
1956'da Çaykara/Trabzon'da doğdu. Hıfzını Rize'de tamamladıktan sonra ilkokulu köyünde okudu. Medresede Arapça ve dinî ilimler tahsil etti. 1977'de Rize İmam-Hatip Lisesi'nden, 1981'de Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü'nden mezun oldu. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'ne araştırma görevlisi olarak naklen atandı (1985). Aynı yıl Marmara Üniversitesi'nde yüksek lisansını, sonra Uludağ Üniversitesi'nde doktorasını bitirdi (1995). Aynı üniversitede önce öğretim görevlisi oldu. 1998'den itibaren ise Dinler Tarihi öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here