Hakikat Müsveddeleri Dünün Fırkaları Bugünün Örgütleri

0

 

Yoldan çıkmış fırkaların bu ümmete hiçbir hayrı dokunmamıştır. Zaten Yüce Allah, onlara bu güzelliği de nasip etmemiştir. Ne düşmana karşı bir başarıları ne de İslam bayrağının özgürce ve onurluca dalgalanmasına katkıları olmuştur. Varsa yoksa Müslümanların huzurlarını bozmaya yönelmişler, ümmet içindeki birlik ve dirliği parçalamışlar, din kardeşlerine karşı silah çekmişler, yeryüzünde bozgunculuk çıkartma peşinde olmuşlardır. (İbn Hazm, el-Fasl, IV, 227.)

Bundan bin yıl önce söylenmiş bir söz. Bugün, hatta yarın için de geçerli sanki.

Bakın etrafınıza anlarsınız. Şimdilerde fırkaların adı oldu örgüt. Pıtrak gibi çoğaldılar, inananlara dünyayı dar ettiler, huzur iklimine fitne tohumu ektiler. Bu tohumların nereden geldiği, gübresinin ve ilacının hangi kaynaktan temin edildiği, ekime-dikime kimlerin teşvik ettiği de belli. Belli de bazıları adını koyamıyor, bazıları söyleyemiyor; bilen öğretemiyor, söyleyen dinletemiyor. Bu çark işte böyle dönüyor.

Bir pazar ki fitne alınır, fitne satılır, fitneden terazi tutulur, alan fitne satan fitne…

Niye böyle oldu? Gülden pazarlar, adil teraziler, hakikatten tezgâhlar, nur yüzlü satıcılar, kanaatkâr alıcılar kalmadı da ondan.

İkiyüzlü, çift kişilikli, yüzü maskeli tipler kapladı ortalığı. Kâfire söver gibi yapar, Müslümana musallat olur; haktan yana görünür, batılın değirmenine su taşır; sırt sıvazlama bahanesiyle yaraları kaşır, dertleri azdırır, herkese saldırır, toz duman kaldırır, ortadan sıvışır, saklanır kaybolur, belası bize kalır; dost yüzlü, düşman özlü bir nice insan müsveddeleri…

Ellerinden de dillerinden de emin olunmaz bunların. Ne önlerinden geçilir ne arkalarında durulur ne de yanlarına yaklaşılır; hem teperler hem itelerler hem de kaparlar; yoldan saparlar, başkalarını da saptırırlar; yol sapaklarına mütemadiyen hakikat görünümlü zararlı evler kondururlar…

Kimisi zâhirci takılır; taş gibi katı, buz gibi soğuk, zemheri ayazı gibi dondurucu; gönülleri soldurur, vicdanları kurutur, merhameti öldürür. Zalimler bu tipleri çok severler, onlar için karanlık elbiseler dikerler; eğerler bükerler, her rezaleti işletirler, işleri bittiğinde de köklerine kezzap suyu dökerler…

Kimisi bâtın diye karanlık dehlizlere dalar, çakar çakmaz çakmağıyla hakikat ışığı yakar; çıkan bir kıvılcımı güneşe denk tutar, ne oldurur ne ondurur, hakikat ışığını soldurur; havasızlıktan derin derin solur, bunu da hakikat nefesi diye yutturur. Aklını kullanmayıp kiraya verenler, peşlerinden koşarlar, her dediklerine kanarlar, her bakışlarında bir anlam ararlar…

Bin yıl öncesinde İbn Hazm örnek olarak müfrit Hariciler ve Şiiler gibi fırkaları saymış. Bugün yaşasaydı bunların daha azılı suretlerini görürdü. Deaş, Haşdi Şa’bi, eş-Şebab, Boko Haram, el-Kaide, Fetö… İpini koparan, ipten kazıktan kurtulan, dalalet çölünde savrulan, düşman kucağına oturan ne kadar örgüt varsa hepsi aynı heybede, hepsinin sonu haybede…

Aman ha dostlar! Ne bunlara bakın ne arkalarına takılın; yanlış yoldan dönerlerse alın, dönmezlerse bırakın, arkanıza bile bakmayın, fecre kadar yürüyün, sabahın aydınlığının Rabbine sığının, Elçisine güvenin, rahmetinden umut kesmeyin…

Zaten bizim sözümüz aklı başında, yüreği yerinde; sözüyle özü, özüyle sözü aynı titreşimde; kıblesi belli, istikamet ehli, duruşu güvenli, bulunuşu neşveli; dili duada, eli havada, gözü semada; hem kendini kurtaran hem yardıma koşan; kalbinin rengi yüzünde beliren, iyiliğe sevinen, kötülüğe üzülen, herkesin iyiliği için koşturan, kötülerle mücadele eden kimseleredir…

Çünkü onların örneği Rahmet Elçisi ve güzide dostlarıdır.

 “İçinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, o size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur.” (Tevbe 9/128).

“Muhammed, Allah’ın elçisidir. Onunla birlikte olanlar müminlere karşı şefkatli ve merhametli, inkârcılara karşı dimdik duruşludur.” (Fetih 48/29).

“Ey kendi aleyhlerine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin…” (Zümer 39/53).

 “Bana dua edin kabul edeyim…” (Mü’min 40/60).

“Ey Rabbimiz, bize hem dünyada hem ahirette güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru” (Bakara 2/201).

“Ey Rabbimiz, günahlarımızı sil, kusurlarımızı ört, bize merhamet et, yegâne destekçimiz ve koruyucumuz Sensin. İnkârcılara karşı bize yardım et!” (Bakara 2/286).

“O diriliş günü beni mahcup etme ey Rabbim! O gün ki, ne mal ne evlat bir fayda verir. O gün günah ve zulüm kiri bulaşmamış, temiz ve saf bir kalple Allah’a gelen kurtulur.” (Şuara 26/87-89).

“Ey Rabbimiz! Beni, anne babamı ve bütün Müslümanları, hesapların görüleceği o günde bağışla!” (İbrahim 14/41)

Önceki İçerikAfganistan’a Bir Bak!
Sonraki İçerikBellek Oluşturmak: Güzel Bir Projeyi Takdim
Cağfer KARADAŞ
1964 yılında Sivas merkez Kartalca köyünde dünyaya geldi. Kayseri İmam-Hatip Lisesini 1984, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 1989 yılında bitirdi. Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1991’de yüksek lisansını, 1997’de doktorasını tamamladı. 1992-1993 yıllarında alanı ile ilgili araştırma yapmak için 8 ay Şam’da bulundu. Türkmenistan Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 1999-2000 öğretim yılında ders verdi. 1999’da Yardımcı Doçent, 2004’te Doçent ve 2010 yılında Profesör unvanını aldı. 2012-2015 yılları arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine atandı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalında öğretim üyeliği görevini sürdürmekte.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here