Mektup – 2

0

Sevgili dostum,

Önceki mektubumda cereyan eden bazı tartışmalar karşısındaki tutumuza dair kısa bazı malumatlar vermiştim. Orada da kısmen şu düşünceyi dile getirmiştim: Tenkit, insaflı olmalı… Tahribe dönük tenkit, düşüncenin neşvünema bulmasına mani olur. Nitekim ilim hür ortamda gelişir. Memleket ve millet için lazım olan fikir, bu ilmî zeminden yararlanarak ortaya çıkacaktır. O bakımdan tenkitte ve tembihte daima ölçülü olmayı önemsiyorum.

Ama bu yaklaşımım, dikkat ederseniz “Tenkit olmasın.” anlamına gelmez. Bunu burada açıkça ifade etmemin sebebi, bazı genç arkadaşlarımın tenkidi gereksiz bir uğraşı alanı olarak gördüğümü söylemelerinden kaynaklanıyor. Hayır, tenkit ölçü sunar; o ölçü olmaz ise düşünce sisteme kavuşamaz. İnsan hakikate erdiği yahut her sözüyle hakikati ifade ettiği zehabına kapılır ki bu iflah olmaz bir hastalıktır. Bir bilginin ötesinde daha başka derinlikli ve kuşatıcı bilgi olabilir. Bir bakışı tamamlayan başka bakışlar da olabilir. Bu anlamda tenkit, tamamlayıcı ve tamir edicidir. Önemli bir anlama aracıdır. Dolayısıyla asla tenkitten imtina etmemek gerekir. Burada mesele nedir? Mesele, tenkit ediyorum iddiasıyla metni tahrip ve tağyir etmek yahut yazarı tahkir ve tezyif etmektir. Bu tenkit değil, ilim ve sanat ortamında olmaması gereken duyguların esiri olmaktır.

Hakiki tenkit, içinde takdir barındırır. Takdir, ortaya çıkan eserin çilesini çeken müellife saygıdan kaynaklanır. Eksiği ve kusuruyla ortaya bir eser çıkmış, bir bilgi yahut fikir sunulmuştur. Bu kolay bir iş değildir. Ciddi çaba, samimi gayret ve sebat gerektiren bir husustur. Bu itibarla, bir metni alıp samimi bir gayretle sorgulayarak, anlayarak ve anlamlandırarak okumak; takdirin en hası… Sonra bunu anladığı oranda yazıya dönüştürmek, varsa eksikliklerine işaret etmek, ulaşılan neticeyi tahlil etmek, kullanılan dil ve kavramları değerlendirmek ve erişilen kaynakların sağlamasını yapmak, basit bir iş değildir. Bu evvelemirde o konuya vâkıf olmayı gerektirdiği gibi, yazardan farklı pencerelerden meselelere bakacak yetkinlikte olmasını da gerekli kılar. O bakımdan münekkit,  iş olsun diye yola çıkmaz; o ele alınan konunun münderecatına vâkıf, metni okuyup anlamak için zaman ayırmış ve tespit ettiği hususlarla öneri getiren bir kalem ehlidir. Bu kalem ehline, evvelemirde tenkit yönettiği müellifin müteşekkir olması icap etmez mi? Hakiki tenkit, içinde takdir barındırıyorsa; o da takdir edilmeye layıktır. İlmî inkişaf, bu anlamda karşılıklı takdir ruhuna muhtaçtır.

Demek ki evvelemirde tenkidi tefrik etmek gerekir. Bu tenkit, hakiki bir tenkit mi?  Diğer bir ifadeyle, içinde takdir bulunduran, tamamlayıcı ve tamir edici bir tenkit mi yoksa tahrip ve tezyif edici tenkit mi? Tamir ve tamamlayıcı tenkit, hakiki tenkittir; bu yol açar… Buna ekmek gibi, su gibi ve aldığımız nefes gibi muhtacız. Bu sadece yazarı değil, okuyan herkesi yetiştirir. Bu meyanda bir örnek metin olarak merhum Orhan Şaik Gökyay’ın Destursuz Bağa Girenleri’ni hatırlatmak isterim. Bu kitap, öğretici tenkit metinlerinden oluşur. Mutlaka okumalısın. Ama hasetlik, kin, hırs ve bağnazlıktan beslenen tenkit, yukarıda da temas ettiğim gibi, tenkit değildir. Bu bir tahriptir, tağyirdir. Bu tür metinler, ideolojik körlükten veya dedikodudan beslenerek kaleme alınır. Dolayısıyla orada körleştirme, tekdir etme, tezyif etme niyeti vardır. Bu türden metinler, ilim yolcusunun önünü kesen haramilerdir. Muhatabını umutsuzluğa, içe kapanmaya ve atalete sevk eder.  Bu tür tenkitler, ilim, düşünce ve sanat erbabını boğan öğrenilmiş çaresizlik girdabıdır. Bunlar birer tuzak metinlerdir; bu tuzaklara düşmemek için dikkatli olmak lazım. Bunlara cevap da verilmez; en iyisi, bu türden metinleri yokluk vadisine terk edip samimi bir şekilde çalışmalara devam etmektir.

Evet, sevgili dostum;

Yetkin bir ustanın ortaya koyduğun bir metni okuyup, üzerinde düşünerek sana yol gösterme sadedinde bazı fikirlerini sunuyor olması takdire şayan bir tutumdur. Tutarlı metinler yazma idealinde olalım; lakin ne kadar dikkat edersek edelim, orada bazen eksik bıraktığımız hususları olması mukadderdir. Başka bir gözün onu okuyarak tenkit etmesi, bulunmaz bir hazinedir. Hülasa şunu demek istiyorum: İşini doğru yapan münekkit, en az müellif kadar kıymetlidir vesselam.

Önceki İçerikSüleyman Nazif
Sonraki İçerikÖmrünü İlme Adamış Bir Âlim
Bilal KEMİKLİ
Prof. Dr. Bilal Kemikli, Sivas’ta doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı, 1998'de doktor, 2002'de doçent ve 2008'de profesörlüğe yükseltildi. Ankara, Yüzüncü Yıl, Süleyman Demirel ve Bursa Uludağ Üniversitelerinde öğretim üyesi ve idareci olarak görev yapan Prof. Kemikli, DPÜ İlahiyat Fakültesi’nin kurulmasına kurucu dekanı olarak öncülük etti. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak çalışmalarını sürdüren yazar, akademik yayınların yanında kültür-sanat ve edebiyat dergilerinde inceleme, eleştiri ve deneme yazıları yayımladı. Bir süre TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda Çocuklar İçin adlı programı hazırlayıp sundu. Bazı TRT Belgesellerinde danışman ve metin yazarı olarak görev yaptı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here